içinde

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!

Zafer Bayramımız kutlu olsun

Zafer Bayramımız bize geçmişten kalan bir şeref madalyası olmakla birlikte asla unutmamamız gereken bir ders de veriyor aslında. Hürriyetin bedelinin kolay olmadığı…

Zafer Bayramımız

30 Ağustos 1922… Yeniden şahlanışın, dirilişin tarihi… Bilge Kağan’ın taşlara kazıttığı o müthiş emir üzere “titreyip kendimize döndüğümüz” tarih… Bağrımıza saplanan hançerleri söküp attığımız tarih… Dumlupınar önlerine kanımıza “hürriyet” yazdığımız tarih… Bu topraklarda ebediyyen hür yaşayacağımızı “lordlara”, “mösyölere” vura vura idrak ettirdiğimiz tarih… Öyle bir tarih velakin biz o nesil değiliz artık. Bu yazımda şöyle destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’ndan kahramanlık mısraları paylaşıp coşturmayı isterdim elbet. Ama kusura bakmayın, şairane cümlelerle bir kaç dakika bile olsa kahramanlık hissiyatınızı kabartmayacağım bu sefer.

Zafer Bayramımız Karşısında Utanç

Bir tarihçi olarak tarih defterinin tozunu çok yuttum ben. Milletimin çabası ile de iftihar ettim pek tabii. Ancak yaşadığım çağda görüyorum ki bu şeref dolu maziye övünecek hakka sahip değilim ben. ÇÜ Kü utanıyorum bu devirden. Utanıyorum çünkü biz gelecek nesle övünecekleri tek bir şey bile bırakmadık. Biz değiştik. Bizim için artık “fotomuza” gelen “like” sayısı daha önemli oldu bir çocuğun başını okşamaktan. Her şeyimizle esir olduk, teslim olduk “biz” olamamaya. Ve sırf ilgi odağı olmak için neler kaydetmedik ki kameralara?!! Bir hayvana işkence edilirken sözde “ifşalamak” adına aldığımız kayda aslında acizliğimizi, sözde yardım ederken çektiğimiz videolara sahteliğimizi kaydettik.

Fakat Bu da Yeterli Olmadı

Baktık ki tatmin olmuyoruz, göz göre göre işlenen cinayetleri filme aldık. Biz o nesil değiliz artık ahali! Dumlupınar dedik. Sahi, bu ismi bilen kaldı mı aranızda? Hangi ilimizde olduğunu bilenlere minnet duyacağımız kıvama geldik artık biz. En önemlisi de saygımızı kaybettik ahali! Başkalarına olan saygımızı kaybettik, tabiata saygımızı kaybettik, tarihimize, bu günümüze, yarınımıza saygımızı kaybettik. Kadına saygımızı kaybettik, çocuğa saygımızı kaybettik, ihtiyara saygımızı kaybettik. Hayvanlara, üzerine hür bir şekilde bastığımız şu toprağa saygımızı kaybettik. Yahu Allah kahretsin kendimize saygımızı kaybettik! Bilmemek ayıp değildi amma, biz öğrenmemeyi de ayıptan saymamaya başladık. Bilene de saygımızı kaybettik!

Zafer Bayramımız İle Ne Alakası Var

Buraya kadar sabredip okuduysanız “arkadaş Zafer bayramımız ile ne alakası var bu söylediklerinin” sorusu belirebilir zihninizde. Şimdi şu anlattıklarıma dönüp bakın ve elinizi vicdanınıza koyup sorun: Biz, Türk ulusunun geleceğini özgür kılan bu mukaddes zaferi hak ediyor muyuz? Yok efendim yok! Öyle kolay değil o işler. Biz bu kutlu mirası hak etmiyoruz. Çünkü bizim elimizde ayakları kesilerek işkence yapılan köpeğin kanı var, dövülerek öldürülen hayvanların kanları var, yol ortasında “aile meselesidir karışmayalım” deyip korkakça, ödlekçe pıstığımız kavgada kalleşçe öldürülen kadınların kanı var ellerimizde. “Bana ne” hastalığı yüzünden isimlerini şimdiden unuttuğumuz Necmettin öğretmenin, Aybüke öğretmenin kanı var ellerimizde. Bizim ellerimizde katlettiğiniz tabiatın kanı var. Ve… El birliğiyle linç ede ede öldürdüğümüz insanlığımızın kanı var ellerimizde.

Layık Değiliz!

Bu nedenle ey ahali, Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün ve gazi arkadaşlarının çabalarına layık değiliz biz. Cepheye mühimmat taşıyan kadınların, can verip yurt vermeyen erkeklerin, küçücük bedenlerinde vatanın istiklalini taşıyarak şehit düşen çocukların çabalarına da, zaferlerin de layık değiliz. Düşünsenize, bizler destan şiirlerine, marşlara, türkülere konu olmayacak bir nesiliz. Bizden sonrakilere keşmekeş yaşanmışlıklar bırakıyoruz ve bununla da övünüyor çoğumuz. Çünkü bizde “bana ne” kanserinin yanı sıra bir de “sana ne” enfeksiyonu peydah oldu. Bu bataklıktan kurtulamamak şöyle dursun, çıkmak için uğraşıyoruz bile!

Fakat Hala Ümit Var

Korkmayın tüm bunları sayıp dökmüşsem de emin olun hala ümit var. O ümit hep olacak çünkü bu millet bu günlere bu ümit kırıntısını takip ederek geldi. Bu ümitle ordu kurdu, bu ümitle zafer kazandı, bu ümitle devlet kurdu… Bir an olsun bu gün gözlerinizi kapatın ve hayal düşünün. Tam 97 sene evvel bu gün, “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” parolasıyla yola çıkan birileri at sırtında bir zafer kazanıyor. Ta 1683’teki Viyana bozgunundan bu yana geri adım atmış Türk ulusu, kendisini esir etmek isteyenlere tarihin defalarca yazdığı şeyi yeniden ezberletiyor: Türk, esir edilemez! Evet hayal edin. Tam 97 sene evvel bu gün, atının sırtında bir kumandan, çakır gözlerinde yılları delip geçen bir bakışla bakıyor bize. Sarı saçlarında hürriyet rüzgarı dolaşıyor. Bunu hayal edebilirseniz o küçük ümit kırıntısını sıcaklığını göğsünüzde hissedeceksiniz. Ve ben de her şeye rağmen ümit ediyorum ve haykırıyorum: Bin yıl evvel buradaydık, ebediyyen buradayız! Zafer bayramımız kutlu olsun!

Tarih Treni’yle Yolculuk: Malazgirt Destanı

Yorumlar

Cevap bırakın
  1. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının, bir milletin geleceğini belirlediği büyük zaferin 97. Yılı kutlu olsun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yükleniyor…

0

Yorumlar

0 yorum

İlk-Göktürk-Doctor-Who-Black-Mirror-Legion-Hile

İlk Göktürk, Doctor Who, Black Mirror, Legion, Hile – Dizi Dosyası.

30 ağustos etkinlikleri

30 Ağustos Etkinlikleri