Seyahat

Vedat Seymen Küçük’ün Seyahat Rotası 2

Sevgili dostumuz Vedat Seymen Küçük, ” Seyahat Rotası 2 “ile sizlerle. İlk bölümü okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Vedat Seymen Küçük’ün Seyahat Rotası 2

Yazımı Diyarbakır öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye böleceğimi size en başında söylemiştim. İkinci bölümde Diyarbakır ve sonrasında yaşadıklarımdan bahsedeceğim. Hadi başlayalım!

Ertesi günü Diyarbakır’a ve arkadaşıma teslim ettim kendimi. On Gözlü Köprü, Hevsel Bahçeleri, Hasanpaşa Hanı, Ulu Cami ve en sonunda  da nefis şaraplarıyla meşhur Sülüklü Hana geldik. Bu arada aramızda kalsın Surlara da çıktık. Jandarmanın tüm uyarılarına rağmen. Ve çıkmakla kalmadık yaklaşık 2 km yürüdük. Diyarbakır’ın güzelliğiyle ruhumu doyurduktan sonra sıra karnımızı doyurmaktaydı. Diyarbakır’daydım ve tabi ki ciğer yiyecektim. Ne kadar çok yediğimi söylemeyeceğim.

Yeni rotam Erzurum…

20 Mayıs sabahı birkaç şiş ciğer daha yedikten sonra yola çıktım.  Yeni rotam Bingöl üzerinden Erzurum’du. Atalarımın toprakları. Şimdilerde artık kimse kalmamış olmasına rağmen o zamanlar babaannem, en küçük amcam ve bir halam Erzurum’daydı.

Bütün yolculuğum boyunca annemle konuşurduk ve tek korkusu yollarda teröristler tarafından falan alıkonulmamdı. Diyarbakır’dan çıktıktan sonra Lice’ye kadar giden bir araca bindim. Tam Lice yol ayrımında inip yoluma devam ettim. Henüz birkaç yüz metre yürümüştüm ki annemin korktuğu şey başıma geldi. Yarım saat içinde önce 4-5 kişilik bir terörist grubu sonrasında da 3 araçtan oluşan bir jandarma grubu tarafından durduruldum. Çantam arandıktan sonra terörist grup tarafından serbest bırakıldım.

Tabi elimde izin kağıtları ile. İleride bir grup daha durduracak olursa onu gösterecek ve yoluma devam edebilecektim. Jandarma da çantamı aramaktan ve birkaç kimlik kontrolünden sonra bir şey yapmadı. Neyse ki terörist grup bunu yapmadı. Zira Haziran’da askere gidecektim ve yerim dahi belliydi. Ufak çaplı bir kimlik sorgusunda bunu anlayabilirlerdi. Sanırım annemin duası yanımdaydı.

Erzurum’a vardığım günü babaannem, halam ve amcama ayırmıştım. Ertesi sabah önce Uzungöl’ü, sonrasında Tortum Şelalesi’ni gezdikten ve şelalenin yukarısındaki restoranda cağ kebabı yedikten sonra yoluma devam ettim.

Planlarım arasında Batum yoktu…

İzmir’den çıktığımda planlarım arasında Batum hiç yoktu aslında. Ta ki Tortum Şelalesi’nden arabasına bindiğim abinin nereye gittiğini sorana kadar. Birkaç saat sonra Türkiye – Gürcistan sınırındaydım. Batum’da kalacak yer konusunu da Facebook’ta arkadaşım olana ama daha önce pek sohbetimiz olmayan bir arkadaşımla çözmüştüm. Türk sokağına gidince bir yerlerden wi-fi bulup ona yazacaktım.

Piazza Meydanı’nda gezerken herkes tarafından turist sayılmama ve hatta sırtımdaki çantanın her yerinden fırlayan hamak, çadır, mataralarım yüzünden tuhaf bakışlara maruz kalmış olsam da inanılmaz eğlenmiştim. Alfabe Kulesi’ni, Poseidon Meydanı’nı ve Tiyatrosunu, sahilini ve bunun gibi herkes tarafından az çok bilinen güzel yerlerini gezdikten sonra Türk sokağına geçtim. Bahsettiğim arkadaşıma ulaştım. O geceyi etnik müzik yapan birkaç mekanda noktaladıktan sonra ertesi sabah Türkiye’ye döndüm. Size benden bir tavsiye. Batum’a gidecek olursanız sakın Türk sokağında alışveriş yapmayın, yemek yemeyin. Hemşehri hemşehriyi gurbette bulmasın.

22 Mayıs sabahı turumun yıldızlı yerlerinden biri olan Ayder’e geldim.  Sarp, Hopa üzerinden önce Of’a, Of’tan da Ayder’e vardım nihayetinde. Bir kamp alanı bulup çadırımı kurdum. Baraka vari bir yerde menemenimi yapıp çayımı yudumlamaya başlamıştım ki kamp alanının işletme sahibi abi geldi.

Balıklar ölmüş…

Açık unutulmuş sanıp kapattığım çeşmenin altında canlı balıkların olduğu küçük bir tekne varmış. Su sürekli temiz kalsın diye üstten aktığı hızda alttan boşaltan da bir düzenek yapmışlar. Üsttekini ben kapatınca tabi balıklar da ölmüş. Biraz kızdı ama teyze araya girdi sağolsun. Dinmeyen bir yağmurun altında hayallerimi süsleyen sisli Ayderde uyudum o gece. Tüm olumsuzluklara rağmen.

Ertesi sabah Uzungöl’e doğru yola çıktım. Bindiğim arabadan indiğim ilk anda hem büyülendim hem de bir hayal kırıklığına uğradım. Zira bu inanılmaz doğa harikası yer turizm için rant haline gelmişti. Her yerini gezdikten sonra bütün kartpostallara konu olan şu tepesine çıktım. Çadırımı kurup uyuyacaktım ama yan tarafımda çay için bir aile ile sohbet ederken bir anda Ordu’ya geçme kararı aldım. Çok naziklerdi ve sonuçta sabah uyanıp Ordu’ya doğru yola çıkacaktım. O gece geç saatlerde de olsa Orduya vardım. Geceyi şans eseri ailesi birkaç gündür evde olmadığı için beni misafir edebilen bir arkadaşımda geçirdim. Bunları yazarken fark ettim ki çok uzun zamandır konuşmuyor muşuz. Yazımı bitirince arayıp halini hatırını soracağım.

Boztepe yolculuğu başlasın!

24 Mayıs  sabahı sahilini ve birkaç meşhur yerini de gezdikten sonra teleferiğe atlayıp Boztepe’ye çıktım. Denizin her tonunu görmüşümdür muhtemelen ama Boztepe’den görünen denizin o yeşil tonunu sadece orada gördüm. Birkaç saat ruhumu bu yeşille besledikten sonra tekrar indim ve yoluma devam ettim.

Bu Haber İlginizi Çekebilir: İran Yolunda Urmiye Gezi Notları

Yola çıkarken Samsun’da kalmak planlarım arasında yoktu aslında ama çok sıkıntılı bir yolculuk olduğu ve Samsun’dan sonrasına araç bulmakta zorlandığım için Kavak ilçesi yakınlarında bindiğim son arabadaki abiyi dinleyip geceyi onla beraber bir tavuk çiftliğinde geçirmeyi kabul ettim. İyi ki de etmişim. Hayatımın en güzel rakı sofralarından birini kurdular bana eşiyle.  

Ertesi sabah yola çıkarken rotam Sinop’tu aslında. Sinop’tan sonra da Batı Karadeniz üzerinden İzmir’e dönecektim. Ama yola henüz yeni çıkmıştım ki Çanakkale’den bir arkadaşım aradı. Gökçeada’ya gitmeyi çok istediğini ama tek gitmekten korktuğunu söylüyordu. Gökçeada benim de çok gitmek istediğim bir yerdi ayrıca. Şöyle bir plan yaptım. Eğer bir sonraki durduracağım araç Sinop olursa Sinop’a geçecektim. Ama eğer İstanbul tarafına giden bir araç olursa onun yanına gidecektim.

İstikamet batı!

Parmağımı kaldırdığımda durdurduğum ilk araç inanılmaz bir şekilde Edirne’ye gidiyordu. Edirne üzerinden İsviçre’ye fındık götürmeye çalışan bir abiydi. Yalovaya kadar bu abiyle devam ettim. Daha da edecektim. Çanakkale’ye Edirne üzerinden inecektim ama abi uyuyup sabah yola devam edeceğini söyleyince Yalova’da inmek zorunda kaldım. O geceyi de yine facebook grupları aracılığıyla bulduğum bir arkadaşımda geçirdim.

26 mayıs sabahı tekrar yola çıktım. 7 araç değiştirdikten sonra nihayet Çanakkale’ye ulaştım. Bu 7 araç arasında Karacaören’den Bandırma’ya kadarki yolu gittiğim motorsiklet de var. Çanakkale, Truva meydanında iskeleye yakın bir yerde arkadaşımla buluştuktan sonra Gökçeadaya doğru yola çıktık. Önce feribotla Eceabat’a geçmemiz gerekiyordu. Sonrasında da karayolu ile Kabatepe’ye geçip oradan tekrar bir feribotla Gökçeada’ya geçecektik. Eceabat’tan bizi alan babacan abi olmasaydı muhtemelen Kabatepe’den kalkan son feribota yetişemeyecektik.

Terkedilmiş binanın yanında…

O geceyi ve bir sonraki geceyi Gökçeada’da geçirdik. Terkedilmiş bir binanın yanına çok güzel bir kamp alanı bulduk. Hem adayı hem denizi çok güzel bir açıdan görüyorduk. Poseidon adında bir restoran olacaktı ve ben oturmayacaktım. Mümkün değildi. Harika manzaralara sahip bir çok noktası vardı ve her birinde biraz biraz oturduk.  27 mayıs günü geri dönmek için yola koyulduk. Arkadaşımı Çanakkale’de bıraktıktan sonra kürkçü dükkanıma doğru yola çıktım. 3 araç değiştirdikten sonra nihayet 28 mayıs akşamı İzmir’e vardım.

Bu 14 günde tam 74 araç değiştirdim. Toplamda 4.325 km yol yaptım. Türkiye’nin kara sınırının toplam uzunluğunun 2,923 kilometre olduğunu düşünürseniz ne kadar yol yaptığımı gözünüzün önüne getirebilirsiniz sanırım :)

Velhasıl, bugüne kadar 500’den fazla araç değiştirerek 50.000 km’den fazla yol yapmış biri olarak öğrendiğim bir şey varsa o da amacımın asla bir yerden bir yere varmak değil yolda olmak olduğuydu. Bana huzur veren şey o yolu yaşamaktı…

THE VSK

Etik Seyahat İle Ekolojiyi İlke Edinin – Etik Seyahat Nedir?

yym

Shall We? olmadan yapamaz O!

İlgili Makaleler

8 Yorum

  1. Çok güzel bir yazı olmuş. Doğu gelecekler için bilgi vermek isterim. Artık belirtilen şeyler yok. Buralar tamamen polis ve jandarma kontrolünde

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu