içinde

BayıldımBayıldım

Vedat Seymen Küçük’ün Seyahat Rotası 1

Seyahat Rotası 1
Seyahat Rotası 1

Sevgili dostumuz Vedat Seymen Küçük, seyahat rotasını ve anılarını kaleme aldı. “Vedat Seymen Küçük’ün Seyahat Rotası 1” sizlerle…

Vedat Seymen Küçük’ün Seyahat Rotası 1

Herkese merhaba ☺

Daha önce hiç yapmadığım ama muhtemelen benzerlerini başka başka platformlarda gördüğünüz bir yazı ile karşınızdayım. Okuyacaklarınız tamamen yol deneyimlerimden ibaret. Okurken “yok artık ya” diyebileceğiniz yerler olabileceği gibi kendinizden bir şeyler de görmeniz çok muhtemel.

Yazımın nasıl seyredeceğinden biraz bahsedeyim hemen. Yola çıkacağım zamanlarda yanıma aldığım küçük bir defterim vardır benim. Yolculuklarıma dair ufak ufak notlar, hatırlatıcılar yazarım. Hangi gün nereden nereye kaç araçla gittiğim gibi basit ama okuduğumda bana o yolda yaşadığım anıları hatırlatan minik minik bilgiler. Bu yazı o minik notların biraz daha açılmış hali olacak. Ama yazı çok uzun olacağından, Diyarbakır öncesi ve sonrası olarak ikiye böleceğim…

Aklımdaki rota…

Yola çıkmadan önceki birkaç gün boyunca sürekli aklımda olan bir rota vardı. İzmir’den başlayıp Hatay’a inecek, oradan da güneydoğu illerini turlayıp Karadenize çıkacaktım. Karadeniz üzerinden de İzmir’e dönüp turumu tamamlayacaktım. Tamamen olmasa da büyük oranda böyle ilerledim.

14 Mayıs 2017 akşamı planlamaya son halini verdim. Sabah uyanır uyanmaz yola çıkacaktım. Ama çantamı hazırlamaya başladığım an neden sabahı bekliyorum diye kendimi sorgulamaya başladım. Çadırımı, tulumumu birkaç parça kıyafetimi ve olmazsa olmazlarımı çantaya doldurduktan sonra birkaç dakikalık kararsızlığın neticesinden evden çıktım. Saat 22.30 sularında ben İzmir çıkışına gelmiş, otostop yapmaya başlamıştım bile. Yaklaşık bir 10 dk bekledikten sonra ilk aracımı durdurdum.
Ahmetli’ye kadar o abiyle devam ettik. Otostop yolculukları genelde sohbet temalı geçer ama bu abi pek konuşmuyordu.

Tam tepede ıssız bir yer…

Ahmetli’den Salihli’ye, Salihli’den İzmir-Ankara yolu üzerindeki Eskişehir yol ayrımı olan Dumlupınar kavşağına geldim. Buraya kadar her şey yolundaydı ama Dumlupınar kavşağı bilenler bilir tam tepede ve ıssız bir yerdedir. Yarım saat kadar bekledikten sonra ilerleyen saati de göz önünde bulundurarak şansımız zorlamak yerine biraz yürüyüp geceyi geçirecek bir yerler aramaya başladım.

Zaten saat sabaha karşı 4 civarıydı. Yaklaşık 2 kilometre yürüdükten sonra yolun karşısında terk edilmiş bir benzinlik buldum. Tüm kapılarını tek tek denedim ve şanslıydım ki mescit kapısı kilitli değildi. Çantadan uyku tulumumu çıkarttım. Sabah saat 7’ye alarm kurdum ve uyudum.

Sabah uyanır uyanmaz tekrar yola çıktım ama araçların durmasının pek de mümkün olmadığı bir yerdeydim. Yaklaşık 1 kilometre daha yürüdükten sonra düzlüğe, araçların yavaşlayabileceği birkaç tali yola bağlana bir noktaya geldim. İlk durduğum araba bir tırdı ve inanılmaz şanslıydım ki neredeyse 600 km yolu gidebileceğim kadar uzağa gidiyordu.

Uşağı yeni geçmiştim ve tır Mersin’e kadar gidiyordu. Şoför de sakin, kendi halinde bir abiydi ve hafif hafif çok kafa açmayan diyaloglar eşliğinde Mersin yol ayrımına kadar geldim. Pozantı mevkiinden tekrar otostop çekmeye başladım. Pozantı – Adana, Adana – Hatay yol ayrımına kadar iki araç değiştirdim ve nihayet Hatay yoluna girebildim. Hatay yol ayrımının hemen ilerisinden arabasına bindiğim sigortacı abilerle mini bir Dörtyol turu yaptıktan, müşterilerinin birinin bahçesinde kahve içip bol bol yeni dünya yedikten sonra ve  yaklaşık 18 saatlik bir yolculuktan sonra nihayet akşama doğru Antakya’ya vardım.

Babagannuş…

O geceyi geçirmek için Samandağ’daki öğretmen arkadaşımın yanına geçtim. Ertesi gün Samandağ ve civar köylerinden Hıdırbey ve Vakıflı köylerini, Titus Tünelini, Beşikli Mağarayı gezdikten , Vakıflı Köy Kadınları Kooperatifinin el yapımı şaraplarını içtikten sonra aynı akşam Antakya merkeze döndüm. Harbiye’ye çıktım. İner inmez de Kuzeytepe’ye esnaf lokantalarından birine geçtim. Kaç çeşit meze vardı hatırlamıyorum bile ama humus, salçalı ekmek ve babagannuşun tadını asla unutmayacağım.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Şehirleri Yazı Dizisi: Gaziantep

Yemekten sonra Antep’e doğru yola çıktım. Yolcuğumun sanırım en sıkıntılı kısmı bu 200 km’lik kısım oldu sanırım. 7 araç değiştirerek ve normalde 3 saatte gideceğim yol 6 saatte ancak tamamlayarak varabildim Antep’e… Nurdağı civarında gözüme kaçan sineği 2 gün sonra Mardin’de bir hastanede temizletebildim.  Ama bu yolcuğun da güzel bir yanı oldu tabi. Nurdağı’nda yol kenarında otostop çekerken, gözüme sinek kaçmadan birkaç dakika öncesinde içimden ulan soğuk bir şeyler olsa da içsem diye geçiriyordum. Bindiğim araçtaki tırcı abinin yandaki dolaptan çıkardığı birayı ikram etmesi sanırım temiz kalpli oluşumdandı ☺

Antep’te sadece bir gün geçirebildim çünkü bir an önce Diyarbakır’a geçmek istiyordum. Zeugma Müzesini, Türkiye’nin en büyük hayvanat bahçesini ziyaret ettikten sonra Halfeti’ye doğru yola çıktım.

4 araç değiştirerek vardığım Halfeti’ye inerken yaşadığım o iç huzuru, karşımdaki manzarayı hala anımsarım. Gördüğüm en muazzam görüntülerden biriydi. Küçük bir şehir turundan, asma köprüde birkaç fotoğraf çekildikten sonra bir tekne turuna dahil oldum. Rum Kaleye gidip geri dönmemiz yaklaşık 1 saat sürdü ama asla bitmesin istediğim, zamanın daha yavaş akmasını istediğim nadir anlardan biriydi. Öyle ki çok severek ve uzun bir süre arayıp bulduktan sonra beğenerek aldığım gözlüğümün Fırat nehrine düşmesine bile üzülmedim.

Sonraki durak Mardin…

Halfeti’den sonraki durağım Mardin’di. Urfa’dan geçecektim ama bu kez Urfa’ya uğramayacaktım. Daha önce iki defa gelmiştim ve görmediğim, görmek için can attığım başka yerler vardı. Siverek tarafına giden bir araçtaki abinin ufak kızıyla sohbete dalıp fazladan 40 km gidip sonra da o 40 km yolu geri dönmek zorunda kalmasam hava kararmadan Mardin’e varabilirdim ama pişman mıyım diye düşünmedim bile hiç.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Şehirleri: Mardin Gezi Rehberi

17 Mayıs gecesini de Mardin’de çalışan ama ben şu an bu satırları yazarken Karabük’te öğretmenlik hayatına devam eden bir arkadaşımda geçirdim.  Ertesi sabah ilk işim Nurdağı’nda gözüme kaçan sinekten kurtulmak için hastaneye gitmek oldu. Sonrasında hemen kendimi eski Mardin’e attım. Daha öncesinde iki kere daha geldiğim için kısa bir şehir turu ve Mardin Müzesindeki çocuklarla birkaç oyun oynadıktan ve Seyr-i Mardinde Mezopotamya manzarasında Mardin tabağımı yedikten sonra Midyat’a devam ettim.

Midyat’a girer girmez sarının ve kahverenginin büyüsüne kapıldım. Tek düzeliğin göze hoş geleceği sanırım tek yerdeydim. Birbirinin aynısı gibi görünün onlarca ev, yapı, cami, kilise. Mor Gabriel Manastırına geçtim hemen. Anlatmayacağım orayı çünkü bence herkes buradan sonra yazıya bir ara verip Mor Gabriel hakkında bir şeyler okumaya başlasın.

Dönüş yoluna geçtiğimde durduğum arabadaki aile tarafından ikna edilip Cizrey’e götürüldüm. Kendi restoranlarında bana yemek ısmarlamayı, minik bir Cizre turu yapmayı teklif ettiler ve tabi ben de hemen kabul ettim. Cizre’den tekrar Midyat’a geçtim. Süryani bir berbere bıraktığım çantamı ve 1 şişe Süryani şarabımı aldıktan sonra Hasankeyf’e geçtim.

Keyifsiz Hasankeyf…

Hasankeyfsizdi. Birkaç gün sonra sular altında kalacaktı. Ben bu satırları yazarken muhtemelen binlerce yıllık o miras sular altında. Yaklaşık 3 saatlik bir Hasankeyf turundan sonra Batman’a geçmek için yola çıktım. Aslında Hasankeyf kalesine de çıkacaktım ama kör talihim, Ahmet Davutoğlu ile aynı günde gelmişiz. Kale ona tahsis edilmişti…

Köprüden biraz ilerlediğimde elinde çantayla otostop yapmasa da yoldan geçen arabaları durdurmaya çalışan bir teyzecik gördüm. Yanına gidip ne yaptığını sorduğumda Batman’a giden son otobüsü kaçırdığını söyledi. Teyzeye parmağını nasıl kaldırması gerektiğini öğrettikten sonra beraber otostop çekmeye başladık. Birkaç dakika sonra bir araç aldı bizi. Yolun güzelliği ya işte, bindiğimiz araçtaki öğretmen arkadaşlar Midyat’ta tanıştığım ve bana şarap hediye eden arkadaşımın okuldan öğretmen arkadaşlarıydı.

Batman’da sadece şehri gezdim ve bir esnaf lokantasında ciğer yedim. Sonrasında Diyarbakır’a geçtim. Diyarbakır’a geçtiğimde saat 23.00 sularıydı. Üniversiteden bir arkadaşımla haberleştiğimiz gibi ofis civarında bir yerlerde buluşup o geceyi beraber geçirdik. Bir yere oturur oturmaz ilk işim sabah Mardin’de bir kafede duyduğum müzikleri spotify hesabıma kaydetmek oldu. Azam Aliyle tam bu tarihte tanışmıştım işte…

Yazının 2. bölümü çok yakında…

Koh Panyee Gezi Rehberi – Tayland Gezilecek Yerler

Yorumlar

Cevap bırakın
  1. Benim için mardinin yeri çok ayrıdır. 3 sene içinde kaç defa gittiğimi hatırlamıyorum. Bazen içimde çok fazla Mardini görme tutkusu doluyor. Ve haftasonu kendimi mardine buluyorum. Her sokağını adım adım dolaştım. Ama her seferinde bana yaşattığı hisler bambaşka

  2. hem kalemine hem ayağına sağlık valla 🙂 ne güzel gezip ne güzel yorumlamışsın 🙂 bol bol gezip göreceğin, anılar biriktireceğin günlerin olsun 🙂 hepimizin olsun 🙂

  3. Enfes bir yazı olmuş. Çok keyif alarak okudum 🙂 Bazı kısımlarda bayaa kahkaha attım ya 😀 Yazıyı okurken rotadaki yerleri google’layıp ilerledim, gözümde daha iyi canlandırdım 🙂

  4. Çok güzel bir yazı olmuş cesaret edebilsem bende yapmayı istiyorum ayağına kalemine sağlık devamını bekliyor olacağız 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yükleniyor…

0

Yorumlar

0 yorum

Makyajda Kontür Nedir? Nasıl Yapılır?

Makyajda Kontür Nedir? Nasıl Yapılır?

Bebekler İçin Oyuncak Seçimi Nasıl Olmalıdır?

Bebekler İçin Oyuncak Seçimi Nasıl Olmalıdır?