içinde

Üniversite: Battı Balık Necati

üniversite: battı balık necati

Üniversite bölümüyle Battı Balık Necati serisine kaldığım yerden devam etmek ve size serinin perde arkasını anlatmak istedim. Çok uzun zaman geçti biliyorum ama devam etmek bu güne nasip oldu diyelim. Bu seride yeni bir unsurla tanışacaksınız: Ablam Ayşenur. Bakalım başımızdan neler geçmiş…

Battı Balık Necati: Üniversite

2011 senesi… Tabiri caizse dananın kuyruğunun koptuğu, zurnanın zortladığı, iplerin inceldiği yerden koptuğu seneydi benim için. Üniversite sınavı gelip çatmıştı sonunda. Bilen bilir üniversite sınavları lise son sınıf öğrencileri için sırat köprüsü geçiş hakkı özelliği taşır. O köprüden başarıyla geçtin geçtin geçemedin… Aşağıya düşersin ve kahredici azap başlayıverir artık. Konu-komşu, eş-dost, akraba falan filan derken herkes sana sınavın nasıl geçtiğini olabilecek en samimiyetsiz bir biçimde sormaya başlar ve bu andan itibaren onların hepsi senin için birer zebaniden ibarettir. “Sana ne ulan sana ne sa-na-ne” diyemezsin de “iyi geçti teyzecim, hoş geçti amcacım” demek zorunda kalırsın. Peki bu cehennemde baş iblis kimdir? Komşu çocuğu! Çocukluğundan beri hiç görmediğin ama bir yerlerde sürekli bir şeyleri başaran o komşu çocuğunun bir de sınavı dereceyle kazandığını işitirsin. Nereye gidersen git o komşu çocuğu hep vardır. Issız bir adada bile olsan ailene göre orada bir komşu vardır ve kendi evlatları aylak aylak gezinirken o çocuk bir şeyler başarmakla meşguldür. İşte o an içinden en samimi bedduanı edersin “senin Allah cezanı versin komşu çocuğu!”

Ayşenur’un Çilesi

Şu saydığım durumu bir değil tam iki kere yaşamıştı ablam Ayşenur. Zira iki kere şansını denemiş ancak başaramamıştı sınavı geçmeyi. 2011 yılında ikimiz birlikte girecektik sınavlara. Nihayet sınavlar geldi geçti ama tedirginlik yine sürüyordu. Acaba kazanabilecek miydik? Sınavlar benim açımdan oldukça iyi geçmişti. Büyük bir tutkuyla istiyordum Karadeniz Teknik Üniversitesi Tarih bölümünü. Ancak özgüven eksikliğim nedeniyle kendim ve üniversite kelimelerini yan yana getiremiyordum. Bunun üstüne çarşıda gördüğüm ve o ana kadar sevdiğim bir öğretmenimin bana “oooolum hemen sevinme herkesinki iyi geçmiş” demesi içimden “aha boku yedik” dememe yetmişti.

Saniyeler İşkence Gibi

O yaz ben bir tercüme bürosunda getir-götür işi yapıyordum. Ayşenur da bir vize danışmanlığında getir-götür işleriyle uğraşıyordu. İki kardeş mütemadiyen getir-götür yapmaktaydık ama çoğu zaman ne getirip ne götürdüğümüz hakkında fikrimiz olmuyordu. Sonunda o tarihi gün gelip çattı. Tercih sonuçları açıklanacaktı. Çalıştığım yerde internet kötü olduğundan ve o gün sisteme aşırı yüklenme olduğundan bir türlü bakamıyordum sonuçlara. Bu sırada Ayşenur bir arkadaşıyla çalıştığım yere gelmişti. Bilgisayara yalvarıyordum artık açılsın diye. Telefonumun çalmasıyla irkildim. Arayan yakın arkadaşım Ahmet’ti ve sevinçle iç mimarlığı kazandığını söylüyordu. Durumumu anlatınca sağ olsun kullanıcı adım ve şifremi isteyip oradan bakmayı teklif etti. Kabul ettim. Saniyeler sanki etime saplanan şarapnel gibiydi artık.

Yerleştiniz

Çok geçmemişti ki Ahmet’in “kardeşim hayırlı olsun Karadeniz Teknik Üniversitesi Tarih bölümünü kazanmışsın” dediğini duydum. “Hiyoaaaaaaa” diye haykırdığımı ve ayağa kalkmak için uğraşırken sandalyeden düştüğümü hatırlıyorum. Sıra ablamdaydı. Ahmet kendi dükkânlarına davet etmişti bizi. İzin alıp koşturarak gitmeye başladık. Sevinçten kalbim öyle bir çarpıyordu ki yolda giderken ağzımdan çıkıp ağzımdan çıkıp bir yerlere düşüreceğimi sanmaya başlamıştım. Üç kişi can havliyle attık kendimizi Ahmetlerin mobilya mağazasına. Ayşenur’un arkadaşının sonuçlarına baktık önce o da kazanmıştı. Ayşenur’un kullanıcı adı ve şifresini girdik en son. Ancak site çok yavaşlamıştı. Beklerken çeşitli şebeklikler yapıyor, “birlikte gideceğiz hiyoaaaa” diyordum ki…

Yerleşemediniz!

Açılan sayfadaki sonuçla ortalık birden buz kesmişti. Ekranın ortalarına yakın bir yerde kocaman “YERLEŞEMEDİNİZ” yazıyordu. Yaz ortasında buz gibi terlediğimi, sevinç ve hüzün arasında sıkıştığımı, garibim Ayşenur’un da renkten renge girdiğini hatırlıyorum. Aksaray’ın meydanında oturmuş onu teselli ederken içimden “ulan nasıl sevinebilirim acaba” diye muhasebe yapıyordum. Bu durum iki kardeşin aynı anda kazanamamasından çok daha iğrençtir. Ancak sanırım bu kadar boş tesellinin arasında yaptığım en akıllıca hareket, ek yerleştirmelere mutlaka başvurması için yalvarmak oldu sanırım.

Bir Huzurlu Uyku…

Aradan biraz daha zaman geçti. Yurt başvurusu, burs başvurusu derken ayrılık vakti geldi çattı. İlk önce Trabzon’a gidip kayıt yaptırmam gerekiyordu. Hiç bilmediğimiz bir yere iki kardeş gittik ve kayıt yaptırdık. Yolculuk 15 saat sürmüş ve biz bitkin düşmüştük adeta. Üniversiteye ilk girişimizde adeta büyülenmiştik. Yemyeşil ormanlık bir yerleşke… Berbat bir lisede okuduktan sonra üniversiteye adım atmak rüyaların gerçekleşmesiydi. O kadar yorulmuştuk ki; sonradan adının balkonlar olduğunu öğrendiğim deniz manzaralı beton amfilerde uyuya kalmıştık.

Her şeyi halletmiş gibi huzurluydum ama asıl sıkıntılar Eylül’de patlak verecekti. Bir dahaki bölümde yağmurun altında enik gibi titreyişimizi, ablamdan ayrılırken “ben burada kalamam yanınıza gelirieeeemm ühüüüüeeee” diye ağlayışımı, pis bir otelde başıma gelenleri ve nasip o ya; kalacak bir yerin ayağıma gelişini anlatacağım. Şimdilik hoşça kalın.

NOT: Var ise böyle anılarınız yorumlarda buluşalım 🙂

 

Absürd Hikayeler Serisi 1 – Necati

Yorumlar

Cevap bırakın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Yükleniyor…

    0

    Yorumlar

    0 yorum

    Philips Eğrisi

    Philips Eğrisi Hakkında Bilgiler

    kelaynak kuşu

    Kelaynak Kuşu Hakkında Tüm Bilgiler