in

BayıldımBayıldım

Trabzon: Battı Balık Necati

trabzon: battı balık necati

Trabzon bölümüyle Battı Balık Necati hikaye serime hız kesmeden devam edeyim dedim ama çok uzun olduğundan bir bölümü çıkarmak zorunda kaldım. Ama üzülüp kendinizi parçalamayın çünkü kalacak yerin ayağıma gelmesi kısmını da diğer bölümde anlatacağım. Valla bak!

Bana Kesin Yurt Çıkar Çünkü Neden Çıkmasın?!

Okula kayıt yaptırdıktan sonra ablamla Erzurum’a akrabaların yanına geçtik ve bir iki gün orada pinekledikten sonra da yeniden Aksaray’a döndük. Müthiş bir gurur yaşıyordum kendi içimde. Aksaray’da eski öğretmenlerimle sürekli fikir alışverişi yapıyordum. En büyük sıkıntım ise kalacak yer sıkıntısıydı. Genel olarak öğretmenlerim Trabzon’daki KYK’nın büyük olduğunu, bana kesinlikle yurt çıkacağını söylüyordu. Tabi bu öğrendiklerimi evde gururlanarak ve sevinçle anlatıyordum. Çünkü nihayet şeytanın bacağını kırmış, işleri yoluna sokmuştum. Evet, gerçekten de şeytanın bacağını kırmıştım kırmasına ama şeytan bu boş durmuyor. İlerleyen süreçte ağzımı burnumu dağıtarak intikamını alacağını bilemedim.

Trabzon Yolcusu Kalmasın!

İşte bu koşuşturmaca ve bilgi depolama arasında yine zaman su gibi geçmiş ve benim gitme vaktim gelmişti. Aksaray otogarında sevinçle hüznün karıştığı ama hüznün ağır bastığı garip bir duygu yaşıyorduk. Hani o birkaç gün önceki gururdan, sevinçten falan hiç eser kalmamıştı. Dokunsalar “hüüüeee” diye ağlayacak durumdaydım.  Babamın o halini unutamıyorum. Sessiz, sedasız, morali bozuk… İlk kez böylesine uzun soluklu bir ayrılık yaşayacaktık. Hani derler ya; ölüm ile ayrılığı tartmışlar elli dirhem ağır gelmiş ayrılık diye, işte tam da o sözü idrak ediyordum gençliğimin den toy çağlarında. Ve doğru mu yaptım yanlış mı yaptım diye kendi kendimi sorguluyordum içten içe. İşte bu halet-i ruhiyeyi taşıyarak yeniden Trabzon yolarına düşmüştük ablamla.

Yurt Yok Hemşehrim!

Aylardan Eylül… Yanlış hatırlamıyorsam 23 Eylül sabahı Trabzon’a vardık. Ama ne varış… Zaten bozuk olan moralimin üzerine kapalı, kasvetli bir Karadeniz havası binmişti sanki olacakların habercisi gibi. Ablamla otogardan kampüse geçtik ellerimizdeki valizlerle. Sora sora bulduk yurt binalarını. Listeler girişlere asılmıştı. “Gidelim bakalım bana hangi yurt çıkmış” dedim. Hani çıkmama ihtimali aklıma bile gelmiyor. Yurtların önü ana baba günü gibi. Kalabalık arasında debelenmelerle o muhteşem bilgiye ulaşmış bulunduk: Yedek sıra 21! “O ne demek” diye soracak olduk, sormaz olaydık. “Hemşehrim sana yurt çıkmamış şimdilik haftaya gel” dediler. İçimdeki saf çocuk bir anda kendini göstermiş “e şimdi beni geçici olarak başka yere mi alacaksınız” gibisinden sordum… Adamın surat ifadesinden anladığım kadarıyla yurt işi patlamıştı. Apartlara ise bulaşmak mümkün değildi o maddi sıkıntıda.

Yağmuuuur Yağmuuuurr Yağmuuuurr Yağmuuuuuuuaaaaar

Bertuğ Cemil’in o muhteşem şarkısını dinlemeyen varsa hemen dinlesin. Yurtların önünde neye uğradığımızı şaşırmış vaziyette kalakalmıştık. Ablam “hani öğretmenlerin çıkar demişti” dedi. “Onların ben taaa” diye biraz sansürlü ve ulu orta söylemesi ayıp birkaç müstehcen şey saydırdım. O sırada tüm sıkıntı yetmezmiş gibi bir de yağmur başlamasın mı?!! Annemin bize verdiği o çantaya sığan şemsiyeyi zor bela bulup açtık. Bulana kadar ıslandığımız da yanımıza kâr kaldı. Çaresiz sağda solda yurt bakmak yola koyulduk. B kapısı dediğimiz yerde babamı aradım ve durumu ayrıntısıyla anlattım. Babam da garibim beni teselli etmeye çalışıyordu ama moralim cehennemin dibine düşmüştü.

Güvenlikçi Aaabi

Telefonu kapattığımda kapısında güvenlik görevlisi olan genç birisi “gardaşum bakar misun” diye seslendi. “Buyur abi” dedim. “Gardaşum gonuşmana şahit oldum sen a şimdi apartlara gidersen buradan da yurt çikar ise daha devlet yurduna gelemezsun. Apartlar hem gazıkçidur hemi de bir yıllık sözleşme imzalatayler” dedi. “Buyur buradan yak” dedim. Sonra yanıma kadar geldi güvenlikçi. “Bak gardaşum ha buraya Çömlekçi diye bir yer var. Oraya ucuz oteller var. Tekinsiz yerlerdur ama kendune tikkat ederisen hiçbir şey olmaz. Bir gaç gün oralarda kal o arada da devlet yurdu boşalmış olur” dedi. Sonradan adının Deniz olduğunu öğrendiğim bu abiyi karşımıza Allah mı çıkardı bilinmez teşekkür edip çömlekçi dediği yere gittik ablamla…

Duygsual Anlar

Çömlekçi Trabzon’da meşhur bir yerdir. Çömlekçi denilen yerde onlarca otel vardı ama otel demek için birkaç bin tane şahit, o şahitlerin de hepsinin kör olması lazım.  Tam bu sırada yağmurla birlikte fırtına da esmeye başlamasın mı! “Allah’tan şu şemsiyeyi yanımıza aldık” diye binbir umutla şemsiyeyi açmamızla ters dönüp kırılması bir oldu namussuzun. Karadeniz yağmurunun altında şemsiyesiz kaldık anlayacağınız. Cepteki para zaten kısıtlı… Girip öyle iyisinden şemsiye almak falan haddimize değil yani.

Hıçkıra Hıçkıra, Höykürerek Ağladım

Neyse ki otogar yakın diye düşündük ki o da ne! Eyvahlar olsun otogar yakın! Ablamı uğurlamam gerekiyor. Son aile üyemden de ayrılacağım yani. Sessiz sedasız, başım önde gittik ablamla otogara. Tabi o tercih zamanımda “Ktü de Ktü, illa Trabzon olacak illa Karadeniz’i görecem” diye tutturmalarım falan bir anda uçup gitti Sezercik gibi içimi çeke çeke “ben yatay geçiş yapayım geliyim yanınıza” moduna dönmüştüm. Ablamla son kez sarıldık sıkı sıkı. Otobüs hareket ettiğinde öyle bir ağlamaya başladım ki… Omuzlarım çökmüş, başım öne eğilmiş… Benim gibi çok kişi vardı otogarda ailesinden ayrılırken ağlayan. Onlara bakıp ağlıyordum, onlar da bana bakıp ağlıyordu, ben tekrar onlara bakıp ağlıyordum…

Çömlekçi Geceleri…

Suratsız otel görevlisi tek kelime etse ağız burun Allah ne verdiyse düşünmeden dalacak bir halde girdim otele. Gündüz sessiz sakin olan Çömlekçi gece birden hareketlendi. O sırada anladım güvenlikçi Deniz abinin beni neden öyle uyardığını. Karanlık çökünce ara sokaklardaki alkollü mekânlar da açılmış, kapılarda sarışın kadınlar belirmişti. Tabii o mekânlardan çıkanların soluğu aldığı yer  Çömlekçi’deki otellerdi. Bir bardak çay içeyim diye çıktığım otele yarım saat sonra korka korka geri döndüm. Yatakta örtüyü başıma çekip uyumaya çalıştım. Saat ilerledikçe diğer odalardan “evet, devam et” diye sesler de gelmeye başladı. O seslerin ne sesi olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım.

Sarhoş Dayı

O sırada kapıda tıkırtılar duyunca irkildim. Birisi kapıyı zorluyordu. Neden bilmiyorum bir anda üzüntüm cesarete döndü bir hışımla ışığı yakıp kalktım yataktan. Kapıyı hızla açmamla içeriye bir adamın sendeleyerek girmesi bir oldu. Belli ki sarhoştu herif. “Ulan odaları mı şey yaptık be” diye anahtara baktı sonra “hiaaa lan odalar şey olmuş gardaşum çok özür dilerim” deyip boynuma sarılıp odadan çıktı. Kaza bela çıkmadan atlattım ama yaşadığım da bana yetti o an. Ailemi düşünüp yine yatağa uzandım ve yastığım sanki babammış gibi sarılıp ağlayarak uyudum…

Bir Sonraki Bölümde…

Maalesef bu bölüm çok uzun tuttuğumu fark edip bazı olayları bir dahaki bölüme sakladım. Ama macera bunlarla sınırlı değil. Trabzon günlerimiz bir sonraki bölümde yine devam edecek. Yorumlarınızla siz de başınızdan geçen üniversite anılarınızı anlatın lütfen. Kalın sağlıcakla…

 

Üniversite: Battı Balık Necati

9 Comments

Leave a Reply

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Güvenlik sistemleri

    Güvenlik Sistemleri İle İlgili Bilgiler

    Köpeklerle ilgili ilginç bilgiler

    Köpeklerle İlgili İlginç Bilgiler