in

BayıldımBayıldım

Titanic: Buz Dağıyla Yüzyüze

titanic

Titanic faciası olarak hafızamıza kazınmış olan bu devasa gemiyi aslında pek çoğumuz Titanic isimli o muhteşem filmden bilmekteyiz. Yalan yok, küçüklüğümde ilk izlediğim zaman hafızama kazınmış ve ta o zamanlar araştırmacı ruhum harekete geçmişti. Onu araştımak ve kaleme almak bu günlere nasipmiş… Yani Titanic’in batmasının yıldönümüne…

Titanic Doğuyor

Bir zamanların en büyük yolcu gemisi unvanını elinde bulunduran bu görkemli gemi, Olympic sınıfına mensup bir transatlantik yani okyanus gemisi olarak tasarlanmıştı. İrlanda’da bulunan Harland and Wolf tersanelerinde 31 Mart 1909 tarihinde inşasına başlandı ve yapım süreci büyük ölçüde tamamlanarak 31 Mayıs 1911 tarihinde suya indirildi. Ancak inşanın tamamen bitmesi için yaklaşık bir yıl daha çalışılması gerekti ve gemi, 2 Nisan 1912 tarihinde yolculuğa hazır hale getirildi. Bu oldukça çetin ve zorlu süreçte geminin yapımında tam 11.300 kişi çalışmıştı. Tam adıyla RMS Titanic’in sahipler White Starline şirketi onu rakip şirketlerin ürettiği diğer yolcu gemileriyle rekabet edebilmek için yapmıştı. Amerikalı iş adamı olan John Pierpont Morgan tarafından finanse edilen projenin başını ise William Pirrie, Alexander Carlisle ve Gemi Mühendisi Thomas Andrews çekmiştir.

Birkaç Teknik Özellik

Evet yukarıda da belirttiğim gibi inşası tamamlandığında dünyanın en büyük buharlı gemisi olma unvanını eline almıştı. Peki nedir onu en büyük yapan özellikler? Efendim bu devasa geminin uzunluğu 269 metre, ağırlığı ise 52.310 ton. Genişlik 28.2 metre ve yüksekliği ise 53.3 metre. Bu ölçüler bizim zamanımızdaki gemilere nazaran küçük kalabilir ama unutmayın ki 1910’lu yıllardan bahsediyoruz. Yani günümüzden 108 yıl öncesi… Geminin mürettebat dahil toplam kapasitesi ise 3547 kişiymiş.

Lüksün ve Şatafatın Sembolü

Der isek yanılmış olmayız. Gerçekten de Titanic, kendi zamanının şatafat sembolü olarak görülmüştü. E bu kadar büyük büyük bir geminin içini şanına yaraşır şekilde dizayn etmek gerekir tabii. Bu nedenle içerisinde yüzme havuzu, kütüphaneler, tenis kortları ve Türk hamamı bulunuyordu. Birinci sınıf yolculara ayrılmış olan kamaraların döşemeleri el oyması ağaç işçiliği ile yapılmıştı. Bu gün dahi öylesi bir odada herkes seyahat edemez dersem şaşırmayın. Zira pek çok yerde Titanic’in birinci sınıf kamaralarında günümüz seyahat ücretinin 300.000 dolar olabileceğini görürsünüz. Tüm bunların yanında gemi kendi döneminin teknolojik imkanlarını da zorlamıştı. Buhar jenaratörleriyle sağlanan elektrik sistemi, radyo sistemi ve iletişim sistemleri mevcuttu. Ancak bir kusuru vardı Titanic’in. Hem de binlerce insanın hayatına mâl olacak bir kusur. Her ne kadar o dönemin yasal sınırlamalarına uygun olsa da bu okyanus canavarının filikaları yolcuların hepsi için yeterli değildi. Tüm filikalar tamamen dolsa dahi ancak %52’lik bir kısım kurtulabilecekti. İnsanların büyük hatası da bu ayrıntının öldürücü bir boyuta ulaşmasını sağladı. Diğer başlıklarda anlatacağım…

Sefer Başlıyor!

Tarih saatinin ibreleri 10 Nisan 1912’yi vurduğunda İngiltere’nin Southampton limanından hareket etti Titanic. Varış yeri New York-Amerika idi. Ancak öğlen vakti geminin kaptanı olan Edward J. Smith komutasında hareket eden gemi, diğer Avrupa limanlarındaki yolcularını da almak için birkaç limana daha uğradı. Bu sırada yönetim kademesinin kulağına bir söylenti çalındı: Geminin izleyeceği rota üzerinde buz dağları olabilirdi. Ancak derler ki bu uyarı haritacılardan öteye gitmemiş ve kaptana ulaşmamıştır. Ancak akşam 21.30 sıralarında Mesaba adlı gemi tarafından ikinci bir uyarı daha yapıldı. Bu uyarı da mürettebatın zaaf göstermesi nedeniyle kaptana kadar ulaşmadı. Titanic, kaderine doğru hızla dalgaları yarıyordu…

Iceberg! Icebeeeerrg!!

Bazı korsan filmlerinden aşinasınızdır geminin en yüksek direğinde bir gözcünün gözetleme yapabilmesi için bir bölme vardır. Kuş yuvası adı verilen bu bölme Titanic’te de vardı ve iki kişi etrafı gözlüyordu. Normal şartlarda hemen karşılarındaki buz dağını görmeleri işten bile değildi. Ancak 14 Nisan gecesi başkaydı. Kader resmen ağını örüp kurbanını beklemeye koyulmuş bir örümcek gibi tüm olasılıkları harekete geçirip ağlarını örmüştü: Işık yoktu, dürbün yoktu, gökte etrafı aydınlatacak ay ışığı bile yoktu. Buz dağını göremediler. Saat 23.39’da gözcülerden F. Fleet, buzdağını fark edip hemen uyarı çanları çaldı ve köprüye telefon açtı.

10 Saniye…

Çok detaya girmeyeceğim ancak gemideki komuta kademesi ile kazan dairesi arasında yaşanan iletişim zaafı nedeniyle çarpışma kaçınılmaz bir hal almıştı. Ayrıntıya girmiyorum çünkü girersem soruşturmada ortaya çıkan ifadelere de değinmek zorunda kalırım. Ancak bu bölümle ilgili farklı bir başlıkta yazı yazacağım merak etmeyin. Bazı saptamalara göre 10 saniye boyunca geminin sancak tarafı (sağ) buz dağına şiddetle sürtünmüştür. Bu sürtünme o kadar şiddetli olmuştur ki sancak tarafında büyük yırtıklar meydana gelmiştir. Bu nedenle kompartımanlara hızla su dolmaya başlamıştır. İşte hayat-memat arasındaki çizgide git-geller hızlanmaya burada başlamıştır. Zira geminin kurtulması için su dolan kompartımanların arasındaki bölmeler kapatılmıştır. En fazla 4 kompartıman su üzerinde kalırsa gemi kurtulabilirdi. Fakat beşinci kompartıman da suyla dolmaya başlamıştı. Güvertede bir orkestra, insanların moralini düzeltebilmek adına son şarkılarını mırıldanıyordu…

Filikalar…

Vakit gece yarısını geçmişti. Gemi batıyordu… Kaptan filikaların suya indirilmesini ve önceliğin kadınlar ve çocuklara verilmesini emretti. Ancak insanlar ilk başta filikalara binmeyi reddetti. Çünkü hem okyanus ortasında bu küçük filikalara binmek istemiyorlardı hem de bu geminin batacağına hala inanmıyorlardı.  Bu nedenle suya ilk indirilen filikalar yarı yarıya dolmuştu. Ancak vakit ilerledikçe acı gerçeği anlayan insanlar, diğer filikalara hücum edince bu sefer de izdiham yaşandı. Az önce bahsettiğim bu davranış, binlerce kişinin hayatını okyanusa gömmüştür. Başka bir acı gerçek daha vardı. Titanic personeli inanılmaz bir hata yapıp yardım çağrısı için verdikleri koordinatlarda hata yapmıştı. Onları kurtarmaya gelen gemi saatler sonra verilen koordinata ulaştığında ortada ne Titanic ne de başka bir şey yoktu. Yanlış verilen koordinat yüzünden 12 km’lik bir sapma olmuştu. Tüm bu hatalar silsilesi yüzünden Titanic, 15 Nisan 1912 tarihinde Atlantik Okyanusu’nun soğuk sularına gömüldü ve yanında 1514 kişiyi de götürdü… Titanic’in enkazı ise batışından tam 73 sene sonra bulunabildi…

 

Seyyahlar Ve Kaşifler

9 Comments

Leave a Reply

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    ken follett indirimde

    Ken Follett’s The Pillars of the Earth İndirimde!

    evde sirke

    Evde Sirke Nasıl Yapılır?