içinde

Tarih Treni’yle Yolculuk: Malazgirt Destanı

malazgirt destani

Malazgirt Destanı “Anatolia’nın” “Türkiye” olmasının en önemli öykülerinden olduğundan trenimizin bu seferi 948 sene öncesinedir kıymetli takipçiler. Yolculuğumuz boyunca iki farklı dünyanın atmosferine ve tarihin en muazzam zaferlerinden birisine tanıklık edeceğiz. Herkes yerini alsın Tarih Treni kalkıyoooorr!

Malazgirt Destanı

Malazgirt Zaferi’nin 948. yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu günde bunun sadece bir savaş olmadığını anlatmak için yazıyorum bu yazıyı kıymetli takipçilerimiz. Bu zafer, bize miras kalan “Türkiye” adının hikayesidir ayrıca. Anadolu toprakları üzerinde var olabilmemizin, Anadolu’nun Türk yurdu oluşunun öyküsüdür. Öte yandan Doğu Roma’nın aldığı en büyük hezimetlerden birisidir.

Malazgirt Destanı: İki Farklı Dünya

Bir tarafta tüm Akdeniz havzasına hükmetmiş olan Roma’nın devamı Doğu Roma, diğer yanda Asya’nın yarısından fazlasına hükmetmiş olan Göktürklerin varisi Selçuklu… Bir tarafta Alp Dağları ve Tuna’nın mirasçıları, bir tarafta Altayların ve Hazar’ın mirasçıları… Bir tarafta güneşin battığı yer, bir tarafta güneşin doğduğu yer… Bir tarafta Doğu Roma İmparatoru Kapadokyalı Romenos Diogenes, bir tarafta Büyük Selçuklu Sultanı Muhammet Alparslan… Bir yanda Batı, bir yanda Doğu… İki farklı dünya ve bu iki dünyanın çarpışması.

Diogenes

1030 yılında doğan Romenos Diogenes, Doğu Roma ordusunda kısa sürede yükselmiş bir subayken 1067 yılında imparatorun ölümü üzerine ayaklanma başlatır. Ancak başarılı olamaz ve o dönemdeki adı Hadrianapolis olan Edirne’de yakalanır. İstanbul’a tutuklu olarak getirilir ancak ölen imparatorun eşi onu affeder. Hatta bununla da kalmaz evlenirler. Böylece Diogenes esir olarak geldiği İstanbul’da Doğu Roma tahtına oturur.

Alparslan

Alparslan, 1029 yılında dünyaya gelmiş, genç yaşta babası Çağrı Bey tarafından askeri ve idari işlerde görevlendirilmiş ve elde ettiği başarılardan dolayı büyük itibar sahibi olmuştur. 1063 yılında amcası Sultan Tuğrul Bey’in ölümü üzerine Selçuklu Devleti’nin ikinci hükümdarı olur. Cihan hakimiyeti mefkûresince gözü batı topraklarında olan Alparslan, Mısır’ı ele geçirmek istiyordu. Ancak bunu yapabilmesi için Anadolu ve Suriye’yi de ele geçirmesi gerekiyordu. Böylece Anadolu’ya akınlar düzenlettirdi. Doğu Roma’ya ilk büyük şokunu ise 1064 yılında “alınması imkansız” olarak görülen Ani Kalesi’ni fethederek yaşatmıştır.

İmparatorun Ordusu

Romenos Diogenes, resmen imparator olsa da içten içe bir askerdi ve hükümdar olarak rüşdünü ispat etmenin yegane yolu olarak savaşıp zafer kazanmayı görüyordu. Son dönemlerde Anadolu topraklarında adeta cirit atan Türkler bu amaç için biçilmiş kaftandı. Ani Kalesi’nin fethiyle İslam dünyasında büyük bir şöhret kazanan Selçuklulara karşı alınacak büyük bir zafer, onu bir anda en büyük hükümdarlar arasına koyabilirdi. Bu nedenle Anadolu’ya kuvvetler gönderdiyse de kesin sonuç alamadı. Sonuçta Frank, Peçenek, Kıpçak, Alman, Gürcü ve Ermenilerden mürekkep çok büyük bir ordu toplayan imparator, kısa süre önce Selçuklular tarafından ele geçirilen Malazgirt üzerine yürüdü. Bazı kaynaklarda 600.000 gibi abartılı sayılar zikredilse de bu sayı tarih camiasının genel ittifakıyla 150.000-200.000 arasında büyüklüğe sahip bir ordu olduğunu anlamaktayız.

Selçuklu’nun Akıncı Ordusu

Bu gelişmeler sırasında Suriye’de bulunan Alparslan, imparatorun büyük bir orduyla ileri harekata başladığını haber alınca hızla Anadolu’ya yöneldi ve Bitlis üzerinden Ahlat’a kadar geldi. Alparslan’ın ordusu Anadolu akınlarında bulunan akıncılar ve Diyarbakır’dan gelen kuvvetlerle birlikte 50.000-60.000 arasında çoğu süvarilerden oluşan bir orduydu. Üstelik imparatorun ordusu çok uluslu bir yapıda olduğundan birik yoktu. Pek çok komutan şahsi menfaatler peşindeydi. Ancak Selçuklu ordusu Aytigin, Afşin, Dilmaçoğlu Mehmet, Kutalmışoğlu Süleymanşah, Savtigin gibi hayatının büyük kısmını akınlarda geçirmiş tecrübeli komutanlar tarafından komuta ediliyordu. Bu sırada imparator Malazgirt’i kuşatmış, az sayıdaki Selçuklu kuvvetinin kaleyi teslim etmesine karşın sözünü tutmamış ve korkunç bir katliam gerçekleştirmiştir. Bunu haber alan Alparslan’ın öfkesi iyice bilenmişti.

Savaş Arefesinde

 

Alparslan’ın gönderdiği elçilik heyeti bir taraftan barış teklifinde bulunmak gerçekte ise Doğu Roma ordusunun durumunu gözlemlemek amacıyla imparatorun huzuruna çıktığında ordunun iyi kuşatılmış ve çık kalabalık olduğunu gördüler. Diogenes ise daha şimdiden zafer sarhoşu olmuştu. “Biz Hemedan’da kışlayacağız, hayvanlarımız Isfahan’da. Tüm İslam ülkelerini ele geçirmeden geri dönmeyeceğim” diyordu. Daha da ileriye giderek henüz ele geçirmediği memleketlere şimdiden valiler tayin etmişti.

Aylardan Ağustos Günlerden Cuma!

Sultan Alparslan, harp gününü ordunun moral bulması açısından, mukaddes bir gün olan Cuma günü olarak tayin etmişti. 25 Ağustos gününü her iki ordu da hazırlık ile geçirdi. Alparslan bir kaç birliği pusuya yerleştirdi kendisi de merkez kuvvetlerin başına geçti. Türk ordusu kös çalıyor, ok atıyor ve yüksek sesle bağırarak Doğu Roma ordusunun moralini bozmaya çalışıyordu. Ve aylardan Ağustos günlerden Cuma… Alparslan, üzerinde kefene benzeyen bir elbiseyle zırhı olmadan çıktı ordusunun huzuruna. Vasiyeti üzerine şehit olursa bu elbiseyle gömülecekti. Halifenin emriyle tüm İslam ülkelerinde camilerde Selçuklu ordusu için dua ediliyordu. Ve Alparslan’ın komutasındaki süvariler yıldırım hızıyla taarruza geçti ancak bu düzmece bir saldırıydı. Asıl amaç düşman ordusunu saldırıya zorlayıp tuzağa çekmekti. Bu taktik işe yaradı ve Diogenes saldırıya geçerek geri çekilen Türk ordusunu takip etmeye başladı. Ancak bu sırada yanlardan pusuya düşürüldü ve ağır kayıplar vermeye başladı. Aynı anda Alparslan da genel taarruz emri verdi. Şimdi Doğu Roma ordusu üç taraftan sarılmıştı. İşler sarpa sararken bir kötü haber de imparatorun ordusundaki Peçeneklerden geldi. Peçenekler, soydaşlarına karşı savaşmayı reddederek saf değiştiriyor ve savaşın kesin sonucunu ilan ediyordu.

Malazgirt Destanı: “Türkiye” Yolu

Mağrur İmparator Diogenes yenilmiş, üstelik esir düşmüştü. Alparslan onun yaralarını tedavi ettirdikten sonra geri gönderdi. Malazgirt Destanı, Anatolia ülkesinin Türkiye olmasının gerçek öyküsü olmuştu. Artık bu coğrafyanın tapusu Türk ulusunun elindeydi. Ve bu hakimiyet, Miryokefalon’da Kılıçarslan tarafından tescillenecek, Dumlupınar’da Mustafa Kemal Atatürk ile tüm dünyaya kabul ettirilecekti. Kutlu olsun! Son olarak destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun o müthiş eseriyle bitirelim:

Yiğitler kan döker bayrak solmaya,

Anadolu başlar vatan olmaya,

Kızıl elmaya hey Kızıl elmaya,

En güzel marşını vurmada mehter!

 

Tarih Treniyle Yolculuk: Alfred Nobel

Yorumlar

Cevap bırakın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Yükleniyor…

    0

    Yorumlar

    0 yorum

    andropoz nedir

    Andropoz Nedir? Belirtileri Nelerdir?

    İzmir fuarı

    İzmir Fuarı 2019- Tiyatro ve Sinema Etkinlikleri