içinde

Tarih Treniyle Yolculuk İkinci Dünya Savaşı

ikinci dünya savasi

İkinci Dünya Savaşı on milyonlarca insanın ölümüne neden olmuş, tüm Avrupa’yı ve Asya’nın doğusunu adeta kan gölüne çevirmiştir. İkinci Dünya Savaşı o kadar şiddetli katliamlara sahne olmuştur ki şahit olanların aklından bir daha kolay kolay çıkmayacak ve psikolojik enkaz altında kalanların sayısı yine on milyonları bulacaktır. Sevgili yolcularımız, yazımızın bu kısmında savaş öncesi Avrupa manzaralarına, savaşa sürükleyen nedenlere, Almanya’da yükselen Hitler fırtınasına tanıklık edeceğiz. Hazırsanız Tarih Treni kalkıyooooorr!

İkinci Dünya Savaşı Öncesinde Avrupa

Sizlerle şöyle 20. yüzyılın ilk zamanlarına kısa bir yolculuk yapalım. Birinci Dünya Savaşı henüz bitmiş, Osmanlı Devleti’nin de aralarında bulunduğu imparatorluklar en ağır antlaşmalarla dağıtılmıştır. Bu antlaşmalardan bir tanesi de 1920’de yürürlüğe giren ve tarihin en kudretli şahsiyetlerinden birisi olan Bismarc’ın kurduğu Alman imparatorluğunun yıkılmasına neden olan Versay Barış Antlaşması’dır. Bu antlaşma ile Almanya, uğruna ortalığı yangın yerine çevirdiği topraklar dahil çok büyük toprak kaybı yaşamasının yanı sıra ordusundan da mahrum bırakılıyor, donanması tasfiye ediliyor, bunlar da yetmiyormuş gibi çok büyük bir savaş tazminatı ödemeye mahkum ediliyordu. Tüm bunların yanında manevi olarak Alman halkının tüm onurunu yerle bir eden bir karar alınmıştı: Bütün Almanlar savaş suçlusu olarak ilan ediliyordu. Bu noktaya dikkat edin sevgili yolcularımız çünkü her şeyin başlangıcı bir nevi bu nokta olacaktır.

İkinci Dünya Savaşı Propagandası: Yükselen Nazizm

Büyük umutlarla girdikleri dünya savaşı sonucu çok büyük bir hayal kırıklığı ve yıkım yaşayan Alman halkı, antlaşmanın hükümlerini hazmedemiyor, hakarete uğradıklarını düşünüyor ve milliyetçi duygularını adeta kinleriyle biliyorlardı. Büyük umutlarının yıkılışının psikolojik ağırlığı altında ezilen Alman halkı, savaşın kazanan tarafı olan müttefik devletlerinin umduğunun aksine sinmeyi reddediyor, milli duygularını en uç noktalarda yaşıyor ve intikam yemini ediyordu. Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi Thule Cemiyeti gibi topluluklar tarafından öfkeleri sürekli körükleniyor, yeni bir savaşın ideolojik temelleri atılıyordu yani Nazizm hızla yükseliyordu.

Hitler

Adolf Hitler, Thule Cemiyeti’nin ışıltılı prensi gibiydi. Bazı iddialara göre bu topluluk tarafından gizli ilimler konusunda oldukça sıkı bir eğitime tabi tutulmuş hatta yüz binlerce kişiden oluşan bir kitleyi ikna edebilecek ve coşku seline kaptırabilecek gizli bir hitabet sanatı da öğretilmişti. 1920 yılında Hitler, Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi üyesi oldu. Bu parti, bildiğimiz adıyla Nazi idi. Nazi propagandası dalga dalga yayılıyordu ve Hitler, bu propagandalarda hitabeti ile adeta insanları mest ediyordu. Ancak onun bu hızlı yükselişi parti içinde muhalefete sebep olduğundan 1921 yılında istifa etmek zorunda kaldı. Gel gelelim muhalefetin korktuğu olmuştu bile. Hitler, parti içerisinde kurumsallaşmıştı bile ve parti, onun yokluğunda adeta dibe vurmaya başlamıştı. Bakın Hitler o kadar büyük bir üne kavuşmuştu ki 1923 yılında giriştiği başarısız darbe planında 5 yıl ceza almasına rağmen sadece 9 ay gibi kısa bir süre hapis yatmıştır. Bundan sonra da deyim yerindeyse dönüşü muhteşem olmuştur.

Nazi Partisi Ve Hitler

Aradaki bazı aşırı detayları atlıyorum kıymetimi bilin bak. Ama çok çok çok çok önemli bir noktayı daha belirtmek zorundayım. Olsun o kadar hemen surat asmayın be! Bakın 1929 yılına geldi trenimiz siz yolculuk esnasında bir şeyler içerken. Büyük Buhran adı verilen ve Amerika’da başlayıp küresel çapta yayılan ekonomik kriz yani… İşte bu kriz zaten zor durumda olan Almanya’yı da can evinden vurdu ve Alman halkı artık dayanamayacak bir noktaya geldi. Bir ekmeğin bile binlerce mark ettiği bir ortamda halk, kurtuluş yolu arıyordu. İşte tam bu noktada Hitler müthiş bir propaganda kampanyasına girişti ve iktidardaki Katolik partisine karşı adeta bayrak açtı. Bu çalışmaları sonucunu verdi ve bir dönem düşüşe geçen Nazi oyları  bir anda 6 milyonun da üzerine çıktı. Hitler’in partisi artık Alman parlamentosu olan Reichstag’ta en kuvvetli ikinci parti konumuna gelmişti. Öte yandan Hitler, bir takım endüstri kuruluşlarının da desteğini kazanmış, aklındakileri finanse etmeye başlamıştı.

Adolf Hitler’in Nazi Partisi İktidar Oluyor!

Arada geçen bazı ayrıntıları özet geçeyim bu bölümde. Çünkü sayısal verilerle can sıkmak istemiyorum. Ancak şunu söylemeliyim ki Hitler, başkanlık koltuğuna gözünü dikmiş durumda gecesini gündüzüne katıyordu. Seçimlerde koalisyonun ortağı olması teklif edilse bile o buna yanaşmıyor, tek başına iktidar olmak istiyordu. Nitekim 1933 yılında Hitler, kendisine karşı yapılan tüm girişimlere rağmen, Almanya Şansölyesi yani başbakanı olarak göreve getiriliyordu. Hitler artık iktidardaydı. Ancak aynı zamanda da siyaset sahnesinin en tepesindeydi yani artık kendisi de muhalefet ile uğraşmak zorundaydı. Adımlarını dikkatli atmalıydı.Bu yüzden 1933 yılında Hitler, Nazi partisi dışında her türlü oluşumun yasa dışı olduğu ve yasama yetkilerini direkt kendisine verildiği bir taslağı gündeme getirdi. Bu taslak kabul edildi. Artık Hitler tek yetkili olmuş, aklındaki uç fikirleri gerçekleştirebilecek kudrete erişmişti. 1934 yılında Alman Cumhurbaşkanı Hindenburg öldü. Ancak Hitler onun vasiyetinin yayınlanmasını engelledi ve başbakanlık ile cumhurbaşkanlığı makamlarını birleştirdi. Artık tek devlet başkanı Hitler olmuştu. Artık Hitler, savaşın çağırıcısı olmuştu…

 

Parayla Vatandaşlık Veren Ülkeler

Yorumlar

Cevap bırakın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yükleniyor…

0

Yorumlar

0 yorum

parayla vatandaşlık alınan ülkeler

Parayla Vatandaşlık Alınan Ülkeler 2

kabakulak nedir

Kabakulak Nedir?