içinde

Nejat Uygur Öyküsüdür

Nejat Uygur ustayı canlı olarak izleme şansını yakalamış bir kişi olmaktan her daim gurur duymuşumdur şu kısacık hayatımda. Küçükken televizyonda çıktığı an ekrana kilitlenirdik adeta. Hal böyle iken bir gün turne güzergahında Aksaray’ın olduğunu ve biletli olarak gidebileceğimizi öğrendiğimde havala uçmuştum sevinçten. Çoğumuzun aklında ise o meşhur “halıya basma lan!” repliği mutlaka kalmıştır. O halde bu büyük ustanın hayatına şöyle bir bakış atalım mı beraber? Haydi bakalım…

Nejat Uygur

Tarih saatinin o kadim kadranları 10 Ağustos 1927 tarihini gösterdiğinde bir öğretmen olan Naciye Hanım ile Subay olan Behzat Bey’in çocuğu olarak dünyaya geldi. Hal böyle iken daha çok küçük yaşlardan itibaren Türkiye’yi karış karış gezdi. İlkokula Siirt’te başladıysa da tayin durumundan dolayı Ezine’de tamamlamak zorunda kalmıştır. Ortaokula ise İstanbul, Çanakkale ve Manisa’da tamamlamak zorunda kalmıştır. Bakın şimdiden beş farklı şehir saydık bile!

Sahneye İlk Adımlar

Nejat Uygur, daha ilkokul yıllarında müsamerelerde görev almaya başladı. O dönemlerde farkındalık seviyesi yüksek bir çocuktu. Ama o dönemki asıl tutkusu pilotluktu. Manisa’da bulundukları yıllarda kendisiyle aynı hayale sahip olan ağabeyiyle bir oyun oynamaya karar verdiler. Çarşafları birbirine bağlayarak yüksekten atlayacaklardı. Ancak ağabeyi yüksekten düşüp sakatlanınca bu hayalinden vazgeçme kararı aldı. 1943 yılında Sarıyer Halkevi’nde boks eğitimi almaya başladı. Daha sonra su topu ve at biniciliği de öğrendi. Tam bir sanat ve spor aşığıydı. Bu aşkla Güzel Sanatlar Akademisi Heykel bölümüne girme kararı aldı. Ancak bu bölümden mezun olmadı. Bu yıllarda farklı bri huyunu da fark etti. Sürekli etrafındakileri neşelendirmeyi başarıyordu bir şekilde. Ancak özellikle taklit yaparak ve fıkra anlatarak başarıyordu bunu. Askere gidip geldikten sonra ise aslında etrafındakileri neşelendirmekten mutlu olduğunu da fark etti. Sarıyer Halkevi’nde aynı zamanda tiyatro eğitimi de almaya karar verdi ve Avni Dilligil Tiyatrosu’na adımını attı.

22 Yaşında Tiyatro Kurucusu

Sene 1949… Henüz 22 yaşında bir delikanlı olmasına karşın insanları güldürme ve neşelendirme tutkusu tiyatroyla birleşmiş ve bu tutku ona genç yaşında Nejat Uygur Tiyatrosu’nu kurdurmuştu. İşte on yıllar boyunca insanları neşeye boğacak sanatının ilk profesyonel adımlarını burada atmış oldu. Üstelik çok kıymetli destekçileri de vardı. Bunlardan birisi de Türk geleneksel tiyatrosunun en büyük ustalarından olan İsmail Dümbüllü’ydü.

Evlilik Yolları…

Nejat Uygur, 1950 yılında kendisi gibi tiyatrocu olan Necla hanım ile hayatını birleştirdi. İkisi de bu mesleğe aşıktı. Öyle ki 13 sene boyunca turneler yaptılar birlikte. Bu süreçte Ahmet, Süheyl, Süha, Kemal, Behzat adında beş tane erkek çocukları dünyaya geldi. Süheyl ve Süha kardeşler ikizdi. Anne ve baba tiyatrocu olunca bu beş kardeşin hayatları da tiyatro salonlarında ve kulislerde bu mesleği öğrenmekle geçmeye başladı. Üstelik babaları da bu mesleğin en önemli simalarındandı. Öyle ki 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı yapıldığında çoğu tiyatro kapanmasına rağmen Nejat Uygur kendi tiyatrosunu kapatmamıştı. Ne şartlarda olursa olsun oyunlarına devam etme kararı almıştı. İşte bu kararlılığını “Bu işi yapacaksanız asla pes etmeyeceksiniz, meşakkatli bir iştir” diyerek çocuklarına aşılamayı başarmıştı. Ona göre mizaha konu edilen kişiler her kim olursa olsun bu mizaha gülebiliyorsa başarı sağlanmış demekti. Bir başka tutkusu daha vardı onun. Herkes, bilet almaya gerek duymaksızın evinden bile izleyebilmeliydi tiyatroyu. Devekuşu Kabare adlı oyununu kaset olarak satışa çıkarttı ve Minti Minti, Cibali Karakolu gibi oyunları ülke çapında büyük ses getirdi.

Rol Aldığı Oyunlar ve Filmler

Nejat Uygur; 2 Amerika, 4 Avrupa turnesi yapmış olmasının yanısıra toplamda 35 sene süren Anadolu turnelerine de çıktı. 1970’te Cafer Vey adlı filmde başrol olmuştur. 1971’de ise Cafer Bey İyi, Kibar ve Fakir adlı yapımlarda boy göstermiştir. 1974 yılında devam filmi olan Cafer’in Nargilesi adlı filmde de yine başrol oynamıştır. 2004’te Vizontele Tuba ve 2007’de Beyaz Melek adlı filmlerde rol oynamıştır. Alo Orası Tımarhane mi?, Aman Özal Duymasın, Benim Annem Evden Neden Kaçtı, Cibali Karakolu, Şeyini Şey Ettiğimin Şeyi, Hanedan, Hastane mi Kestane mi?, Miğferine Çiçek Eken Asker, Minti Minti, Sizinki Can da Bizimki Patlıcan mı (çocukluk klasiklerimizdendi), Son Umudum Milli Piyango, Kaynanatör (yine bu da çocukluk klasiklerimizdendi), Zamsalak ise oynadığı tiyatro oyunlarıdır. Büyük usta ayrıca 1988 yılında Devlet Sanatçısı olarak Kültür Bakanlığı tarafından ödüllendirilmiştir ve bunun yanısıra 50’den fazla daha ödül kazanmıştır.

Saygı…

Tarihler 10 Eylül 2007’yi gösterdiğinde Uygur, felç geçirdi. Artık kısmi felçli bir haldeydi. Hakkında onlarca “ölüm” haberi yapıldıysa da aileden gelen açıklamalar bu durumu yalanladı. Ancak 18 Kasım 2013 tarihinde Kavacık’ta solunum yetmezliği sebebiyle hayata gözlerini yumdu büyük usta. Hayatının, dile kolay, neredeyse 60 senesini insanları güldürmeye adamış bir ustanın üzüntüsü ise yıllar geçse de tazeliğini koruyor. Bir keresinde insanları güldürmeye namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş ve bu yeminini de son nefesine kadar yerine getirmiştir. Saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz…

Kemal Sunal Öyküsü

 

Yorumlar

Cevap bırakın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yükleniyor…

0

Yorumlar

0 yorum

Bir ‘Yıldız’ Karardı: Yıldız Kenter

marco polo

Marco Polo: Venedik’ten Çin’e