içinde

Leonardo Da Vinci Öyküsüdür

leonardo da vinci öyküsüdür

Leonardo Da Vinci hepimizin kulağına yaptığı resimlerle çalınmış bir ressam olsa da aslında o, bir ressamdan çok daha fazlası. Bir mühendis, bir mimar, bir müzisyen, bir ressam ve çılgınlığın sınırlarında dolaşan dahi bir bilim insanı. Kendisine hayranlığımın olduğu doğrudur. E hal böyle iken de yazmamak olmaz deyip karaladım bir kaç şey. Umarım keyif alırsınız. Alın lütfen. Alın dedim. Alsanıza! Teşekkürler haydi yazımıza geçelim.

Leonardo Da Vinci Kimdir?

15. yüzyıl Avrupa’sındayız. Tarih saatinin akrebi 1452’yi, yelkovanı Nisan ayını, saniyesi ise 15. günü göstermekte. Evet, 15 Nisan 1452 tarihinde Floransa -ki orası İtalya’da- civarlarındaki Vinci’de dünyaya gözlerini açtı. Asıl adı Leonardo di ser Piero da Vinci imiş ki tercüme edildiğinde ortaya çıkan isim “Vincili üstat Piero’nun oğlu Leonardo” şeklinde imiş. Babası noterlik yapan bir genç olan Pieroda Vinci, annesi ise Catherina isminde bir kadın. Ve Leonardo bu çiftn evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Babası, Leonardo’nun doğduğu sene başka bir kadınla resmi bir evlilik yapmış. Ortalık toz duman anlayacağınız…Leonarda da Vinci, annesini görmemiş maalesef. Bunun acısını ve boşluğunu hissetmiş diyebiliriz yani.

Yetenek Işığının Yansımaları…

Aramızda eğitimciler varsa bana hak vereceklerdir. İngilizcede mevcut olan “education” kelimesinin kökeni Latince olup aslında “yeteneklerin dışarıya çıkartılması” anlamını taşımaktadır. Bunu neden mi söyledim? Leonardo da Vinci için konuya çok iyi bir giriş mahiyetindedir çünkü. Babası küçük yaşlardan itibaren onun eğitimiyle çok yakından ilgilenmiş. İşte bu eğitim, onun içerisindeki üstün yeteneklerin dışarıya yansımasına yardımcı olmuş. Şöyle ki; daha ilk öğrenim dönemlerinde öğretmenleri tarafından yöneltilen pek çok matematik ve geometri sorularına inanılmaz bir hızla cevap verebilmekteymiş. Tabi en büyük tutkusu da yine bu dönemde fark edilmiş: Resim çizmek!

Sanat Alemine Adım…

Mediciler: Rönesans Ailesi başlıklı yazımı okuduysanız eğer (okumadıysanız okuyun ayıptır söylemesi güzel yazdım) orada dönemin Floransa atmosferinden bahsetmiş ve bilim, kültür ve sanata ne denli büyük bir desteğin verildiğini anlatmıştım. İşte hemen hemen aynı dönemlerde özgür düşüncenin geliştiği bir ortamda Leonardo da Vinci’nin babası günümüzde olduğu gibi “başımıza ressam mı kesileceksin” diye çıkışmamış elbette. Evladındaki bu yetenekleri fark edip Floransa’da bulunan bir atölyeye çırak olarak göndermiş. Ancaaaaaak… O dönemde ayrımcılık da yok değildi elbette. 14 yaşına kadar büyükanne ve büyükbabası ile yaşayan Leonardo, ikisini de peşpeşe kaybedince Floransa’ya gitmiş. Ancak evlilik dışı çocukların üniversite okuması yasak olduğundan üniversite eğitimi alamamış. İşte ayrımcılığın daniskası…

Bir Ustanın Ellerinde…

Yukarıda da belirttiğim gibi Leonardo da Vinci’nin en büyük tutkusu çizim yapmaktı. İşte dönemin en ünlü heykeltıraşlarından olan Andrea del Verrocchio, onun yaptığı çizimlerden oldukça etkilenir ve onu çırak olarak kabul eder. Ancak tabii ki bu atölyede tek hocası Verrocchio değildir. Yine dönemin ünlü sanatçılarından Lorenzo de Credi ve Pietro Perugino gibi isimlerle de çalışır ve hatta lir çalmayı dahi burada öğrenir. 1472’de Artistler Loncası’na girer. 1475 yılında ise çıraklığının mezuniyet belgesi olan “İsa’nın Vaftiz Töreni” adlı tablosunu bitirdi ve yeteneğini büyük ustalar karşısında başarıyla kanıtladı.

Milano’ya Mektup Var!

Neden mi bu başlığı attım? Haydi öğrenelim. Leonardo da Vinci, 1482 yılında Floransa’dan ayrılma kararı alır ve Milano Dükü’ne öyle bir iş başvurusu mektubu yazar ki; bu mektubu inceleyen dük, onu kabul etti. Bu mektup halen dünyanın en meşhur mektupları arasındadır. Ayrıntılarını anlatmayacağım ancak Leonardo bu mektupta elinde bulunan kuşatma silahları, köprüler, deniz savaşları ve taarruz için çeşitli savaş makineleri gibi bir sürü projeden bahseder. Takdir edersiniz ki 15. yüzyıldasınız ve savaş, hayatınızın çok önemli bir parçası halinde. Hal böyle iken Milano dükünün de iştahı kabarır ve bu başvuruyu kabul eder. Silah ve binaların yanında heykeller ve çeşitli sanat eserleri de meydana getirdi bu süre zarfında.

On Altı Yıllık Seyahat

1499 senesinde Milano’dan ayrılan Leonardo da Vinci tam 16 sene boyunca İtalya’da seyahat etti. En meşhur tablosu olan Mona Lisa’yı da bu dönemde yapmaya başladı. Ancak 1504’te babasını kaybedince Floransa’ya tekrar döndü. 1506 yılında ise Kont Francesco Melzi ile tanıştı. Aralarındaki bağ o kadar güçlüydü ki zamanla Kont, onun hem en yakın arkadaşı ve en yakın dostu oldu. 1513-1516 yılları arasında 3 sene boyunca Roma’da yaşayan Leonardo, papa için çeşitli projeler tasarlayıp inşa etti. Ancak papa, kadavralar üzerinde çalıştığını öğrenince bu çalışmalarını yasakladı.

Fransa’nın Baş Mimarı!

1516’da Fransa kralı I. Francis’ten bir davet mektubu alan Leonardo da Vinci, daveti kabul etti. Zira kral, ona Fransa’nın baş mimarı olmasını teklif ediyordu. Bu nedenle vakit kaybetmeden Fransa’ya giden Leonardo, Amboise’de bir konağa yerleşti ve hayatının sonuna kadar burada yaşadı. Leonardo da Vinci, gerçekten zamanın ve aklın ötesinde bir insandı. Zira kendi el yazısı bile farklıydı ve her babayiğidin çözebileceği bir şey değildi. O, soldan sağa değil sağdan sola yazar ve yazıları yalnızca ayna kullanılarak çözümlenebilirdi. Öte yandan insan anatomisi üzerine de pek çok yazısı ve çizimi mevcuttu ki zaten papayı kızdıran da bu çizimler olmuştu. Her şeyi çizen ve en ufak şeylerde bile araştırma yapıp yazıya döken yapısı sayesinde binlerce ama binlerce sayfa defterler doldurdu. Günümüzde dahi dünyanın en ünlü sanat ve bilim insanı olarak tanınan bu dahi insanı saygıyla yad ediyoruz…

 

İpek Yolu Öyküsüdür

 

Yorumlar

Cevap bırakın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Yükleniyor…

    0

    Yorumlar

    0 yorum

    cinsel problemler

    Cinsel Problemler İlişkilerin Bozulmasına Sebep Oluyor

    sosyal medyada çok paylaşan çiftler

    Sosyal Medyada Çok Paylaşım Yapan Çiftler Gerçekten Mutlu mu