içinde

Kızılderili Mitolojisi 2

kizilderili mitolojisi 2

Kızılderili Mitolojisi-2 başlığından da anlayacağınız üzere birkaç gün evvel paylaştığım Kızılderili mitolojisi konusunun devamına değineceğim. O yazıyı okuduysanız eğer -ki okuduğunuzu ümit ediyorum okumayanlar için link bırakacağım- Büyük Ruh Maheo’nun suyu, toprağı, hayvanları ve ilk insanları nasıl yarattığı konularına dokanmıştık. Evet yanlış okumadınız DOKANMIŞTIK. Bu yazımızda da diğer gök varlıklarının yaratılışını şööööyle güzelce elleyeceğiz ona da dokanacağız. Evet bunu yapacağız…

Kızılderili Mitolojisi-2

Bir önceki yazımda aktardığım gibi mitolojik öğeler Kızılderili kabileler arasında oldukça farklılık gösteriyor. Kaynak olarak kullandığım kitapta dahi -ki bu kitap Alice Marriot ve Carol K. Rachlin’in Kızılderili Mitolojisi adlı eseridir- farklı kabilelerden anlatılar kullanarak konuyu aktarmakta. Şimdi güneş nasıl yaratıldı sorusuna Çeroki kabilesi mitolojisinde cevap arayacağız.

Güneşin Yaratılışı-Çeroki

Derler ki her yer kapkaranlıkmış ve hayvan toplulukları karanlıkta yalpalayarak dolaşmaktaymış. Bundan dolayı hayvanlar arasında “bu dünyada en gerekli nesnemiz ışık” kanısı yaygınlaşmış. Sonunda hayvanlar bir araya gelmişler ve bir toplantı düzenlemişler. Ağaçkakan dünyanın diğer ucunda ışığı olan toplulukların varlığından bahsetmiş ve oraya gidip birazcık ışık istemeyi teklif etmiş. Nitekim possum adlı hayvan gönüllü olmuş bu işe ışığı uzun, gür tüylerinin arasında saklayabileceğini söyleyerek. Yola çıkmış possum. Ancak doğuya doğru gittikçe ışık fazlalaşmış ve possumun gözlerini kamaştırmaya başlamış. Derler ki bugün dahi possumun gözlerinin kısık ve yalnızca gece dışarı çıkmasının nedeni buymuş. Possum yola devam etmiş ve orada, dünyanın diğer ucunda güneşi görmüş. Güneşten bir parça alıp kuyruğuna saklamış. Ancak güneş o kadar sıcakmış ki possumun tüylerini yakmış. Possum geri döndüğünde kuyruğu, tıpkı bugünkü gibi, çıplakmış.

Şahin

Hayvanlar üzülmüşler bu duruma. Çünkü hem possumun kuyruğu yanmış hem de hala ışıkları yokmuş. Şahin atılmış ortaya. Işığı kuyruğuna değil başının üzerine koyabileceğini söylemiş. Öte yandan güneşin bekçileri güneşi korumaya başlamış başlamasına ama şahin yüksekten uçtuğu için onu görememişler. Tıpkı bugün yaptığı gibi yüksekten dalarak güneşe hızla yaklaşmış ve pençeleriyle bir parça alıp başına koymuş. Ancak yolda güneş, şahinin başındaki tüyleri yakmış.

Örümcek Büyükanne

Hayvanlar iyice kederlenmiş. “Kardeşlerimiz ellerinden geleni yaptılar üstelik tüylerinden de oldular” diye hayıflanmışlar. Birden otların arasından gelen bir ses “onlar bir erkeğin yapabileceği en iyi şeyi yaptılar belki de bir kadın bunu yapmalı” diye seslenmiş. Herkes merak etmiş bu sesin sahibini. “Ben Örümcek Büyükanne’yim” demiş ses. Nitekim göreve hazır olmuş büyük bir fedakarlıkla büyükanne örümcek. Biraz nemli bir çamur bulmuş. Daha sonra çamura bir kase biçimi vermiş ve yola koyulmuş. Dönerken yolu kaybetmesin diye de lif bırakmış ardında. Örümcek Büyükanne çok küçük ve sessiz olduğundan güneşi koruyanlar onu fark etmemişler bile. Bir parçacık güneşi alıp çamurdan kasesine koymuş büyükanne. Yolda güneş ışığı büyüyüp yayılmış. Derler ki bu nedenle bu gün bile örümcek ağı, güneş ışıklarının yayılış şeklindeymiş ve yine örümceklerin bugün dahi ağlarını gün doğumunda örmeleri bu yüzdenmiş. Herkes mutluluktan havalara uçmuş ve minnet duymuşlar büyükanneye. O günden sonra çanak-çömlek yapımını kadınlar üstlenmiş ve tıpkı Örümcek Büyükkanne güneşe doğru giderken yaptığı çömleğin kuruması gibi, daha sonra yapılanlar da ateşle kurutulmaya ve pişirilmeye başlamış.

Gökyüzü Unsurları-İroki Kabilesi

Derler ki eski zamanlarda üç tane genç avlanmaya çıkmışlar. Üçü de birbirlerinin hayatını korumaya yemin etmiş çok iyi arkadaşmışlar. Evlerinden çok uzak bir yerde, gençlerden birinin ayağı takılmış ve hızlı bir şekilde düşmüş. Ayağı, ağır gövdesinin altında kalan gencin arkadaşları yardıma koşmuşlar ve bakmışlar ki düşen gencin bacağı kırılmış durumda. Yalvarmış düşen arkadaşları “ne olur beni bırakmayın burada annemin kimsesi yok beni ona götürün” demiş. Böylece diğer ikisi arkadaşlarına yardım edip eve doğru yola koyulmuşlar. Yolda sakat genç, kendisini taşıyan arkadaşlarına gittikçe ağır gelmeye başlamış. Sağlam olan ikisi birbirlerine bakarak işaretleşmiş ve bir plan yapmışlar.  Bir derenin kenarına gelip yaralı arkadaşlarını atmışlar ve geriye dönerek köyde yas tutmaya başlamışlar. Köydekiler ne olduğunu sorunca da av sırasında bir düşmanın saldırdığını, diğer arkadaşlarının ise bir ok yarasıyla öldüğünü söylemişler.

Ana Yüreğinin Sızısı

Haberi alan gencin annesi ağlamaya başlamış. “Zavallı oğlum. Sen öldün ve şimdi benim bakacak kimsem yok” demiş. Ancak gencin arkadaşları ona bakacaklarını söyleyip rahatlatmaya çalışmış. Yine de “oğlum burada ölseydi onu gömerlerdi böylece ruhu huzura kavuşurdu” deyince gencin arkadaşları onu gömdüklerini söylemişler. Zaman içinde teskin olan annenin yüreğindeki sızı asla kaybolmamış.

Yıldırımlar

Gelgelelim yaralı genç, arkadaşlarının kendisini attığı yarıkta baygın kalmış ama ölmemiş. Uyandığında yanında yaşlı bir adamın olduğunu fark etmiş. Adam garip görünüşlüymüş ancak genç adam bu garipliğe bir anlam verememiş. Adama kim olduğunu sormuş. Adam adını söylememiş ama arkadaki mağarada yaşadığını söylemiş ve genç adamın bu sakat haliyle buraya nasıl geldiğini sormuş. Genç adam olanları anlatmış. Adam gence yanında kalmasını söylemiş. Ancak bu şekilde iyileşebileceğini ancak karşılığında kendisi için avlanmasını istemiş. Genç kabul etmiş. Genci tedavi etmiş adam ve genç de zamanla sağlığına kavuşmuş. Bütün kış avlanan genç, baharda mağaranın dışındaki dünyayı merak etmeye başlamış. Bir gün kocaman bir ayıyla karşılaşmış. Onu takip ederken arkasında bulut görünümlü dört varlık fark etmiş ve “kimsiniz” diye sormuş. Onlar da “bizler yıldırımız” diye yanıtlamış ve devam etmişler “kimin ihtiyacı varsa ona yardım etmeye geldik. Yeryüzünü düzene sokacağız. Şu anda ise dere yatağında yaşayan kötü bir adamın izini sürmekteyiz.” Neticede yıldırımlar gence kendilerine yardım etmesini istemiş karşılığında ise eve dönebileceğini söylemişler. Genç adam kabul etmiş ve yaşlı adamı yakalamalarında yardımcı olmuş.

Gencin Kurtuluşu

“Bu adam çok kötü bir adamdır. İnsanları köleleştirip onları öldürünceye kadar çalıştırırdı” demiş yıldırımlar. Genç adamın yardımı karşılığında annesinin yas tuttuğunu ve hemen evine dönmesi gerektiğini söylemişler. Delikanlıya tıpkı kendilerinin giydiği gibi buluttan bir elbise vermişler. Genç adam, annesinin yanına gitmiş gece. Annesi, oğlunu gördüğünde çok korkmuş ve “ben bir hayaletin bana görünmesini gerektirecek kötü bir şey yapmadım” demiş. Ancak genç adam hayalet olmadığını, oğlu olduğunu söylemiş annesine. Anne-oğul birbirlerine sarılıp mutluluktan ağlamaya başlamış. Sabahleyin yıldırımlar gelmişler ve bakmışlar ki anne-oğul çok mutlu. Yıldırımlar, gence verdikleri buluttan giyisiyi saklamasını istemiş. Bir sonraki sene yıldırımlar ve genç adam yeryüzünde dolaşıp iyilik yapmaya devam etmişler. Derler ki o günden bu yana insanlar şimşeklere büyük hürmet gösterirlermiş.

Kızılderili Mitolojisi 2. Bölümün Sonu

Kızılderili öyküleri bunlarla sınırlı değil dostlarım. Diğer bölümlerde de anlatmaya devam edeceğim. Çünkü sanki bir ateşin başında anlatıyormuşum gibi hissediyorum. Siz de o atmosferi yaşıyorsanız ne mutlu bana. Şimdilik hoşça kalın…

 

Kızılderili Mitolojisi-1

Yorumlar

Cevap bırakın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yükleniyor…

0

Yorumlar

0 yorum

kizilderili mitolojisi 2

Kızılderili Mitolojisi-1

fala inanma falsız da kalma

Fala İnanma Falsız da Kalma!