Gündem

İklim Krizi: Sona mı Yaklaşıyoruz!

İklim krizi hayatımızın en büyük sorunlarından birisi olmuşken arkadaşımız Süleyman KAYGAZ bu konuda bizler için güzel bir yazı kaleme aldı. Kendisine bu kıymetli çalışması için teşekkür ederiz.

İklim Krizi: Sona mı Yaklaşıyoruz!

Distopik dizi/filmlerde uzun süredir karşılaştığımız ancak genel kanı ile şimdi ya da yakın zamanda değil de ötede, ileriki bir zamanda, bizden sonraki nesilde ve hatta daha da ilerisinde gerçekleşeceğine inandığımız bir husustu iklim krizi. Yani biliyorduk, aşinaydık bu gerçekliğe ama umursamıyorduk.

İklim Krizi ve Farkındalık

Öyle ya, insan hayatı kısadır. “Carpe diem” anlayışı ile anı yaşarız ve de konformist hayat standardımızın dışında genel konulara ilişkin pek düşünmeyiz. Ya da sözün gerçek anlamı ile pek de düşünmek istemeyiz. Çünkü hakikat kavrayışı meşakkatlidir, pratiği de zordur. Yoksa az buçuk hepimizin gözlemleyebileceği değişiklikler etrafımızda olmaya başlamıştı: Mevsim geçişkenlikleri azalıyor kar bekler iken güneş, bahar bekler iken yaz ile karşılaşıyorduk: Biteviye fosil yakıt kullanımını gözlemliyor, her türlü israf pratiğine şahit oluyorduk. Ama başta da dedik ya kısa zaman zarfında dünyadan alabileceğimizi sonuna kadar alma derdindeyiz. Bir nevi “benden sonrası tufan” mantığı. Ancak çıplak gerçek yüzümüze sillesini olabildiğince şiddetli indirmeye başladı. Bizden sonrasının varlığı artık tartışmalı hale gelmek ile birlikte ‘an’da da ceremesini çekiyoruz ve çekmeye de devam edeceğiz.

Bilinen dünya tarihinde mevsimlerin uzun erimde süreğen şekilde değiştiğini bilmek ile birlikte ivmesinin bu denli hızlı ve insan eli dolayısıyla müsebbinin doğal olmadığı ilk örnek ile karşılaşmış vaziyetteyiz. Doğa ile olan ilişkimizi asalakça hale çevireli çok oldu. Bir şekilde doğanın virüsü olduk ve doğa ile kazanamayacağımız bir savaşın içindeyiz. İroni bu ya kazansak da kaybeden biz olacağız.

Doğa-Kültür Dikatomisi

Doğa-kültür ayrımında insanoğlunun yaptığı tüm pratikler ceylan-çita analojisine nazaran doğayı örseleyen bir hal üzere olduğu bir gerçektir. Doğal seleksiyonun mantığı ile ceylan sayısı artar otlaklar azalır çitalar artar ceylan sayısı azalır otlaklar artar çita sayısı azalır ve bu döngüsel şekilde balans ayarında devam eder. Ancak insan sistem bozucu/yapıcı özelliği dolayısıyla doğa ile bu şekilde denge kuran bir varlık değildir. Öncesinde de bahsettiğimiz üzere son yüz yılda ivme olgusu önem arz eder bir hale geldi. Kaynakların sınırlı ancak insan arzularının sınırsız olduğu “inancı” ile doğayı tükettik. Halbuki kapitalist iktisadın bu moddosunda doğruya yakın olan ilk önermeye odaklansak bile yeterli idi. Yani kaynakların sınırlılığı…

Sisteme Çomak Sokmak: Önce Kendin ile Başla

Peki insan arzuları sınırsız mı, onda da tercih hususuna geliyoruz. Ve artık tercihte pek de rahat değiliz çünkü arzulara gem vurmaz isek arzu edemez bir hale geleceğiz ya da ortada arzu edecek bir insanoğlu olacak mı tartışılır.

Tabi siz bilirsiniz, polyanna iyimserliği bir tercihtir bu da geçer elbette diyebilirsiniz. Ama delip de mi geçecek, ezip de mi geçecek yoksa gelip de mi geçecek bunu göreceğiz. Ya da belki görmeyiz, doğa biz insanoğlunu kusup yoluna devam da edebilir.

Bu arada ötv indirimi gelmiş. Şöyle bol petrollü, bol su tüketmiş, bolca atık üretmiş ve bunları yapmaya devam edecek güzel bir araç mı alsak ne:)

 

Mağara Adamı Seviyorsunuz: Kadınlar İnkar Etmeyin

Malahay

KTÜ mezunu bir tarihçi, sosyal bilimlerin en fantastik savunucusu, Shallwe içerik üreticisi...

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu