içinde

BayıldımBayıldım

Hüseyin Nihal Atsız Öyküsüdür

hüseyin nihal atsız

Hüseyin Nihal Atsız denildiğinde akıllara gelmesi gereken en mühim şey yalnızca edebi kişiliği değil, sosyal bilimlere yaptığı katkılar da gelmelidir. Geçtiğimiz günlerde vefatının sene-i devriyesini idrak ettiğimiz bu büyük şahsiyetin hayatını yoğunluğumdan dolayı bir kaç gün geç kaleme almış bulunuyorum. Bu nedenle de tüm okurlarımdan af diliyorum.

Hüseyin Nihal Atsız…

Atsız’ın babası Gümüşhane ilinden olup deniz binbaşısı olarak subaylık yapmıştır. Babası Nail Bey subaydı hatta dedesi dahi orduda subaylık yapmıştır. Yani baba tarafından askeri kökenlidir Atsız. Annesi ise Trabzonlu olup yine donanmada subay olan Yarbay Fevzi Bey’in kızı Fatma Zehra Hanım’dır. Hal böyle iken aile askeri olur da torun olmaz mı? Atsız Beğ de ilerleyen dönemlerde subay olarak orduya katılacaktır. Bunları diğer safhalarda aktaracağım. Atsız Beğ, 12 Ocak 1905’te İstanbul’da dünyaya gelir. Daha sonra da yine kendisi gibi önemli bir fikir adamı ve ilim insanı olan Ahmet Necdet (daha sonra Sancar soyadını alacaktır) ve kız kardeşi Fatma Nezihe dünyaya gelmiştir.

Eğitim Hayatı

Atsız, ilk önce Kadıköy’de Fransız Okulu’na başlar. Daha sonra ise Alman Okulu’na verilir. Daha sonra ise İstanbul Sultanisi’ne gönderilir. Lisede 10. sınıftayken girdiği sınavları kazanır ve askeri tıbbiye yollarını tutar. Bu sırada Atsız 17 yaşında bir delikanlıdır. Ancak burada yaşadığı olaylar neticesinde askeri tıbbiyede barındırılmaz ve uzaklaştırılır. 1927 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girer ve üç yıl sonra buradan mezun olur.

İlmî Kişiliğinin Önemi

Atsız’ı hemen hepimiz edebi kişiliğiyle tanırız ancak bu bir hatadır elbette. Atsız, her şeyden evvel çok iyi bir sosyolog ve tarihçidir. Nitekim Türkiye’nin tarih alanında hala en büyük isimleri olan Ahmet Zeki Velidi Togan ve Mehmet Fuat Köprülü kibi isimlerden bizzat ders almıştır. Hatta fakülteyi bitirdikten sonra Mehmet Fuat Köprülü’nün asistanlığını da yapmıştır. Öte yandan Zegi Velidi Togan’a oldukça bağlı kalarak tarih araştırmalarına devam etmiştir. Her ne kadar asistanlığı kısa sürse de… 1931 yılında ilk dergisi olan Atsız Mecmua adlı ilim ve kültür odaklı dergiyi çıkarmaya başladı. Yazı kadrosunda yine Ahmet Zeki Velidi Togan ve Mehmet Fuat Köprülü gibi büyük bilim insanları mevcuttur. Bu dergide ömrünü adadığı Türkçü fikirlerinin ışığında da yazılar yazar. Ancak asla ilim çerçevesinden ve tarih metodolojisinden kopmaz. 17 sayı çıkan bu dergi daha sonra kapatılır. Daha sonraki dönemlerde tarih üzerine çalışmayı sürdürmüş ve biz tarihçiler için Osmanlı tarihinin ana kaynaklarından olan Aşık Paşazade Tarihi’ni transkripsyondan geçirerek yayımlamıştır. Ayrıca bibliyografya çalışmaları da yapmıştır.

Sürgün…

Dergisi kapatılır da kendisi cezasız bırakılır mı? Atsız da payını alır çileden ve önce Malatya’ya sonra da Edirne’ye sürgüne gönderilir. Edirne’de iken Edebiyat Öğretmenliği yapmaya başlar. Yıl 1934’tür. Edirne günlerinde ise Orhun dergisini çıkarmaya başlar Atsız. Bu derginin ilk sayısından itibaren Türk Tarihi Üzerine Toplamalar adlı tarih makalelerini yayımlamaya başlar. Fakat bu öyle düz bir yayımlama değildir. Zira Atsız, bir yandan Türk tarihini anlatmakta diğer yandan da Milli Eğitim Bakanlığı’nın tarih anlatma usullerine tepki göstermekte ve adeta “öyle yapılmaz böyle yapılır” demektedir. Zira ona göre Türk tarihi bir bütün halinde ele alınmalıdır. Devletler birbirlerinden ayrı tutulmamalıdır. Yani yalnızca tek bir Türk devleti vardır. Değişen sadece hanedanlar olmuştur. Nitekim 1935 yılında bu yazılarını kitap haline getirmiştir.

3 Mayıs 1944…

Tartışmalara mahal vermemek adına fazla detaya girmeyeceğim. Atsız, dönemin hükümetini alenen açık mektup yazarak uyaracak kadar cesur bir şahsiyettir. Ancak onun bu tutumu başına pek çok iş açmıştır. Neticede 1944 yılında tarihimize damga vuracak olan Irkçılık Turancılık davaları başlamış ve Atsız da okların hedefindeki isim olarak Ankara’ya getirilir. İşte olaylar tam da burada patlak verir. Atsız sevdalısı gençler çok büyük bir nümayiş ve sevgi gösterisiyle karşılar Atsız’ı. Dönemin hükümeti bu olayları şiddetle bastırmaya kalkar fakat gençlerin Atsız sevgisine engel olamaz. Yine de aralarında Atsız, Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Hüseyin Namık Orkun gibi isimlerin de bulunduğu Türkçü kişiler tabutluklarda işkence görür ve hapis cezasına çarptırılır. 1945 yılında tahliye olur ancak çilesi bitmez. Zira Atsız hiçbir yerde iş bulamayacak duruma gelmiştir.

Edebi Şahsiyeti…

“Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse,

Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse…”

Bu dizelerle başlamak istedim bu bölüme. Bu şiir, Atsız’ın Geri Gelen Mektup adlı şiiri olup Osman Öztunç tarafından bestelenmiştir şiddetle tavsiye ederim. Kroolojik olarak devam edecek olursak Atsız’ın bu işsizlik dönemi edebi dünyasını etkilemiştir. Nitekim yine edebiyat dünyamızda artık klasikleşmiş olan Bozkurtların Ölümü adlı romanını bu dönemde yazmıştır. Eserde o dönemlerde Çin esaretinde yaşayan Göktürkler ele alınır. Kürşat ve 39 askerinin Çin sarayını basıp Çin kağanını kaçırıp bağımsız olmaya çalışması ancak başarısız olarak Vey Irmağı kenarında katledilmesi konu edilir ve romanın sonunda yürekleri burkulan okuyucuya bir müjde verilir: “Bozkurtlar dirilecektir.” 1946 yılında basılan bu eser, tarihi roman alanının yolbaşçısı konumundadır. Yukarıda belirttiğim üzere Atsız okuyucuya verdiği müjdeyi fazla beklemeden hayata geçirir ve 1949 yılında Bozkurtlar Diriliyor adlı romanı çıkartır. Bu eserde ise Kürşat İhtilali’nden sonra durulmayan isyan dalgaları neticesinde II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşu anlatılmaktadır. Diğer romanları ise Dalkavuklar Gecesi, Deli Kurt, Z Vitamini ve yukarıda bahsettiğim dizelerin geçtiği eser olan Ruh Adam’dır. Ayrıca tüm şiirlerinin toplandığı Yolların Sonu adlı bir de şiir kitabı mevcuttur.

Bitmeyen Çile…

Atsız, 1950 yılında yeniden öğretmenliğe döner. 1952 yılında Haydarpaşa Lisesi’nde görev yapmaktayken 3 Mayıs kutlamaları için Ankara’da verdiği bir konferans bahane edilir ve görevden uzaklaştırılarak Süleymaniye Kütüphanesi’nde görevlendirilir. 1969 yılına kadar bu görevde kalan Atsız, bu dönemde doğuda bölücü faaliyetlere dikkat çekmek istemiş fakat kendisi “bölücülükle” suçlanarak yine mahkemeye düşmüştür. 15 aylık hapis cezasına çarptırıldıysa da dönemin cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından affedilmiştir. Ancak yaklaşık 2,5 aylık bir dönem hapiste yatmıştır. 10 Aralık 1975 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hastaneye kaldırılır. Doktor teşhis koyamaz. Bu nedenle ertesi gün bir kez daha kalp krizi geçirir ve uçmağa varır Atsız.

Saygı!

Bir takım çevreler tarafından mimlenmiş olsa da, haksızlığa uğramış olsa da bu durum onun çok büyük bir ilim ve edebiyat insanı olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Zira ne Bozkurtların Ölümü ne de Bozkurtlar Diriliyor adlı dev eserlerinde tarihi gerçeklerden asla şaşmaz. Yalnızca Kürşat ismi Çin yıllıklarında farklı bir şekilde zikredilir. Kendisi özellikle Osmanlı tarihi alanında uzmanlaşmış bir kişidir. O dönem bakımsızlığa terk edilen Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesini de kendisi tamir ettirmiştir. Aruz veznini Türkçeye en iyi şekilde uyarlamıştır. Bu nedenlerden dolayı ben de onu saygı, rahmet ve özlemle yad ediyor ve haykırıyorum: Vaktiyle bir Atsız varmış, var olsun!

 

Konfüçyüs Öyküsüdür

Yorumlar

Cevap bırakın
  1. Babam Atsız hayranıdır öyle olunca hemen hemen her kitabı evde var. Bozkurtların ölümü, bozkurtlar diriliyor kitaplarını cok severek okudum herkese tavsiye ederim. Muhteşem eserler

  2. çok duyduğum lakin fırsat bulup kitabını okuyamadığım bir yazar. kitabını okumadan hayatını okumak daha etkili olacaktır kitaplarını okurken diye düşünüyorum.

  3. Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden
    Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
    Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
    itler bile gülecek kimsesizliğimize

    kalemine sağlık 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yükleniyor…

0

Yorumlar

0 yorum

evde tek başına 2020

Evde Tek Başına Geri Dönüyor. İşte Fragman ve Ayrıntılar.

Kötü Anıları Hafızadan Silmek

Kötü Anıları Hafızadan Silmek Mümkün mü? İşte Cevap.