SeyahatTarih

Evliya Çelebi Öyküsüdür

Evliya Çelebi, yalnızca Türk kültür tarihi açısından değil dünya genel tarihi açısından da en önemli seyyahların başında gelmektedir. Zira on ciltlik muazzam eseri Seyahatname, UNESCO Dünya Belleği listesinde yer almaktadır. Peki kimdir bu adam? Hemen hayatına biraz değinelim. Bu arada daha önce de dünyanın en ünlü seyyahlarından Marco Polo’nun hayatını kaleme almıştım. Ona da bu linkten ulaşabilirsiniz: Marco Polo: Venedik’ten Çin’e

Evliya Çelebi Öyküsüdür

Evliya Çelebi, ismi tam olarak bilinmese de eserinde naklettiği bilgilere göre tam doğum tarihi bilinen bir kişi. Kendi aktarımlarına dayanarak onun, 10 Muharrem 1020 yani 25 Mart 1611 yılında İstanbul’da doğduğunu kesin olarak söyleyebiliyoruz. Babası, yine kendi naklettiği bilgilere göre, sarayda kuşçubaşılık yapan Derviş Mehmet Ağa’dır. Soyu hakkında epeyce karışık bilgiler verir ki bunları da mübalağa kullanarak anlatır. Misalen, babasının tanınmış bir kişi olduğunu vurgulamak için kendi doğumu sırasında evlerinde 70 civarı derviş olduğunu nakleder. Efendim soyunun bir tarafını Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’ye dayandırdığı gibi, dedesinin de Fatih Sultan Mehmet’e sancaktarlık yapmış olan Yavuz Er olduğunu söylemektedir. Tabii onun yaptığı bu mübalağa, durumun derecesini saptamak amaçlı olduğu için gerçekleri pek fazla örtbas etmez.

Evliya Çelebi ve İlk Yılları

Efendim bir kere ifade etmeliyim ki Evliya Çelebi’nin ailesi oldukça varlıklı bir aile. Kendilerinin Kütahya’da ikamet etmekteyken İstanbul’un fethinden sonra İstanbul’a yerleştiklerini anlıyoruz. Kütahya, Manisa ve İstanbul’da evlerinin olduğu gibi yine üzüm bağlarının da bulunduğu nakledilen bilgiler arasında. Yine annesi vasıtasıyla devlet erkânından pek çok kişiyle de akrabalığı vardır. Bu nedenle de eğitim hayatı da oldukça verimli geçmiştir. Medresede 7 sene eğitim görüp hafızlık kazandıktan sonra babasından da iyi derecede hattatlık öğrenmiş ve daha sonra da saray erkânının yetişmesini sağlayan Enderun’da tahsil görmüştür. Tabi sarayda bulunması onun kişiliğine de etki etmiştir. Sık sık Sultan IV. Murat Han’ın huzuruna çağırılıp çeşitli hoş sözlerle sultanın gönlünü hoş ettiğini nakleder.

Seyahat Ya Resulullah!

Yapı olarak öğrenme isteği hat safhada olan Evliya Çelebi, hem aile kökenlerinin bir seyahat ile İstanbul’a gelmesinden hem de ahbaplarının anlattığı seyahat hikayelerinden oldukça etkilenmiş ve içindeki öğrenme isteğiyle birleşen seyahat arzusu gün geçtikçe dayanılmaz olmuştur. Kendi ifadesiyle Hicrî 1040 yılının Muharrem ayının Aşure gecesinde (ki miladi olarak 19 Ağustos 1630 yılına tekabül ediyor) bir rüya görür. Rüyada, Resulullah efendimizi bir camiide kalabalık bir cemaatle görür ve yanına gidip elini öpmek ister. İşte o anda tam mübarek elini öpecekken heyecanlanır ve “şefaat ya Resulullah” diyeceğine “seyahat ya Resulullah” deyiverir! Resulullah da gülümseyerek ona hem şefaatin hem de seyahatin müjdesini verir. Öe yandan ashabtan Sa’d b. Vakkas da Evliya Çelebi’ye gezip gördüklerini yazmasını, ilk önce de İstanbul’dan başlamasını tavsiye eder. İşte böyle başlar Evliya Çelebi’nin yolculuğu.

Önce İstanbul

Rüyasında aldığı tavsiyeyi emir telakki eden Evliya Çelebi, İstanbul’u karış karış, semt semt gezerek gördüklerini yazar. Halkın arasına karışır, çeşitli meclislerde konaklar ve burayı bitirdikten sonra eski pâyitaht olan Bursa’ya babasından izin istemeden gider. İstanbul’a döndükten sonra da babası ona hem izin verir hem de gördüklerini yazmasını söyler. İzmit, Manisa ve Kütahya’ya uğrayarak aile köklerinin olduğu memleketleri gezer. Daha sonra Ketenci Hüseyin Paşa’nın Trabzon’a vali tayin edilmesiyle Trabzon’a gider. Kırım üzerine yapılan bir sefere katılır. Artık evden çok uzaktadır. Kırım seferi sonuçsuz kalsa da burada Bahadır Han’ın misafiri olur ve bir süre Bahçesaray’da kalır. Ancak dönüş yolunda şiddetli fırtına nedeniyle bulunduğu gemi batma tehlikesi geçirince 4 yıl kadar seyahat etmedi ve İstanbuş’da kaldı.

Batıdan Doğuya

4 yıl kadar ara verdiği yolculuğuna 1645 yılında devam etme kararı aldı ve Girit seferine katıldı. Hanya Kalesi’nin fethinde bulundu. Ertesi sene Erzurum Beylerbeyi olan Defterzade Mehmet Paşa’nın mahiyetine katıldı. Erzurum yolculuğu sırasında da pek çok Anadolu şehrini gezme ve tanıma fırsatı buldu. Tabii bulunduğu her yerde şehri betimliyor, halkla hemhal olup var ise eski hikayeleri not ediyordu. Erzurum Beylerbeyi’nin Şuşik seferi nedeniyle Kafkaslara yakınlaşan Evliya Çelebi daha sonra Gürcistan, Tebriz ve Azerbaycan’ı gezdi.

Kuzeyden Güneye

Evliya Çelebi, 1948 yılında Murtaza Paşa ile Şam’a gitti. Buradayken de Suriye ile Filistin’i gezip görme fırsatı buldu. Daha sonra paşanın Sivas’a tayin olması nedeniyle yeniden Anadolu’ya döndü ve Sivas’a geldi. Bu sırada hem Doğu Anadolu’yu hemde Orta Anadolu’yu gezdi. Bu seyahatini de noktalayıp kaydettikten sonra yeniden İstanbul’a döndü 1948 yılında.

Saray Günlerinin Ardından Yeniden Seyahat

Sadrazam tayin edilen Melek Ahmet Paşa ile olan münasebeti nedeniyle sarayda epeyce önemli bir yere sahip oldu. Bu vesile ile saraydaki haksız uygulamalardan tutun da halkın durumuna kadar her şeyi çekinmeden yazdı Evliya Çelebi. Paşanın yaptığı mali bir hata nedeniyle yeniçeriler ve esnaf birlikte davranıp isyan etmiş, paşa da görevinden azledilerek Özi’ye tayin edilmişti. Bu da demek oluyordu ki Evliya Çelebi’ye yeniden yol görünmüştü. Balkan coğrafyasında pek çok yeri gezip tahrir etti. Melek Ahmet Paşa’nın yeniden azledilmesiyle İstanbul’a döndüğünde yıl 1653’tü.

Ömür Biter Yol Bitmez

Uzun bir süre İstanbul’da kaldıysa da Melek Ahmet Paşa’nın Van’a tayin olmasıyla yeniden yollara düştü ve Anadolu’yu baştan başa dolaştı. Yine paşa ile beraber Özi’ye gitti. Yapılan seferlere katıldı ve geçtiği yerleri yazdı. 1657 senesinde Kırım Han’ı Mehmet Giray ile seferlere katıldı. İstanbul’a döndükten sonra bu sefer yeniden Bursa, Çanakkele ve Gelibolu’yu gezdi. Avusturya, Edirne, Gümülcine, Selanik, Kafkaslar, Volga nehri boyu, Mora, Arnavutluk gibi yerleri gezdi. Hac vazifesi için farklı bir güzergah kullandı ve Afyon, İzmir, Aydın, Menteşe, Rodos dolaylarını gezerek daha sonra Adana, Maraş, Antep, Kilis üzerinden Suriye’ye geçti. Hac güzergahını detaylı bir şekilde eserinde anlattı.

Evliya Çelabi ve Yarım Kalan 10. Cilt

Evliya Çelebi, Hac vazifesinden sonra Mısır ve Habeş’i 10 yıl boyunca dolaştı. Ancak kaderin cilvesine bakın ki bu kadar detay ve ayrıntıya rağmen 10. cilt eksik kalmıştır. Vefatı nedeniyle yarım kalan eseri tamamlanamamıştır. Bununla birlikte kesin ölüm yeri ve tarihi hakkında bilgi yoktur. Yalnızca 1682 yılından sonra vefat ettiği bilinmektedir. İnşallah ben de onun kadar gezip görme imkanı bulurum deyip yazımı sonlandırıyorum kıymetli okurlar. Şimdilik hoşça kalın…

Malahay

KTÜ mezunu bir tarihçi, sosyal bilimlerin en fantastik savunucusu, Shallwe içerik üreticisi...

İlgili Makaleler

5 Yorum

  1. Üstü kapalı olarak bilirdik ya da kulaktan duyma detaylı bir anlatım olmuş ellerinize sağlık.
    Murat Onay

  2. Kaleminize sağlık çok güzel bir yazı hazırlanmış umarım onun kadar gezip görme imkanımız olur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu