içinde

Eczacılar Günü ve Eczacılığın Tarihçesi

eczacılar günü ve eczacılığın tarihçesi

Eczacılar günü her sene Mayıs ayının 14’ünde idrak ettiğimiz bir gün ve ben de bu münasebetle eczacılığın tarihçesini anlatmak istedim. Acaba tarih okyanusunun ne kadar derinine dalmamız gerekiyor bunun için? Belki unuturum bana hiç belli olmaz diyerek tüm eczacılarımızın Eczacılar Günü kutlu olsun diyorum ve yazıma geçiyorum.

Eczacılar Günü Nedir?

Eczacılar günü, yukarıda da belirttiğim üzere her yıl 14 Mayıs’ta idrak ettiğimiz önemli bir gün. Efendim ayrıntısını diğer başlıklarda vereceğim ama burada da bir ön bilgi vereyim, 14 Mayıs’ta kutlanmasının nedeni; Askeri Tıbbiye Mektebi’nin Sultan II. Mahmut tarafından 14 Mayıs’ta kurulmasıdır. Ancak bu doğrultuda ilk kutlama 1968 yılında gerçekleştirilmiş. Dilerseniz biraz daha derinlere dalıp tarihi kökenlere doğru bir yolculuk yapalım.

Eczacılık Nerede Başlar?

Bazı bilim dalları vardır ki bunlar direkt insan hayatıyla ilgili olduğu için kökleri de insanlık tarihi kadar eskiye gider. İşte eczacılık da aslında insanlık tarihi kadar eskidir. Çünkü malumunuz, insan var olduğunda hastalık da vardı ve bu hastalıklara belli başlı çözümle bulmak gerekiyordu. Elbette o dönemlerde de şimdiki gibi modern ecza yoktu. O dönemin şartlarına göre şekillenmişti bu meslek. Ancak insanlığın binlerce yıllık gelişim sürecinde elbette hayatlarına dahil olan alanlar da gelişmiştir. Şunu da ekleyelim; bu süreçte insanlığın gelişimi rasyonel bakış ve ilahi bakış arasında gidip gelerek sürmüştür. Daha somut konuşacak olursak şifalı bitkilerle ilaç yapımı da olmuştur, sihir yöntemiyle tedavi yoluna da gidilmiştir. Hatta bazen ikisi iç içe geçmiş ve bazı ayinlerde çeşitli tütsüler de kullanılmıştır.

Eski Mezopotomya

M.Ö 5000’li yıllara kadar inen tarihi ve yazıyı icat etmeleri nedeniyle mazide apayrı bir yeri olan Mezopotomya uygarlıklarında eczacılığın da bir o kadar eski olduğunu görüyoruz. Nitekim ortaya çıkartılan arkeolojik buluntular ve çivi yazılı tabletlerden anladığımız kadarıyla hastalıkların 3 temel nedeni var. Bunlar tanrıların öfkesi, astrolojik nedenler ve  dış etkenler. Bu sıralamayı şundan dolayı söyledim; hastalığın nedeni değişince tedavi yöntemi de değişiyor ve çeşitli şifalı otlarla ayinler yapılıyordu. Arkeolojik kazılar neticesinde gün yüzüne çıkartılan kil tabletlerden elde edilen bilgiler, 250 bitkisel, 100 kadar da hayvansal ve mineral içeren ilaç tarifinin o dönemde bilindiği yönünde. M.Ö 1750 yıllarına tarihlenen Hammurabi Kanunları içerisinde de eczacılığın bazı kurallara tabi tutulduğunu görüyoruz.

Eski Mısır

İnsanların hatta geçmişteki pek çok devletin ilgi odağına oturmuş olan Mısır… Mistik ve gizemli Mısır… Daha önce yazmış olduğum Tarih Treni: Antik Mısır 1 adlı yazıda da belirttiğim gibi Mısır’da en eski dönemler dahi tıp oldukça ilerlemişti. Hatta öyle ki hekimler, peygamber olarak görülmekteydi. Hepinizin malumudur mumyalama işlemi sırasında pek çok ilaçtan ve macundan faydalanılmaktaydı. Hiyeroglif yazılardan, mezar odalarında bulunan eşyalardan, mumyalardan ve papirüslerden anlaşıldığı kadarıyla Antiik Mısır, bu alana ayrı bir ehemmiyet vermekteydi. Zira şuruptan macuna, merhemden tütsüye varana kadar binlerce ilaç tarifi olduğu bilinmekte. Bu nedenle en büyük tarihçilerimizden Atatürk’ün de manevi kızı olan Afet İnan; tıptaki bilgilerin Mısır ilminin bir zaferi olduğunu söylemiştir. Mısır araştırmalarında elde edilen Smith, Veteriner, Jinekolojik ve Ebers Papirüslerinin tarihi M.Ö 2500-1500 arası olmakla birlikte yalnızca yapılan ilaçları değil bunların tarifini ve kullanım şekillerini de en ince ayrıntısına kadar anlatmaktadır. Mısır’ın cidden ayrıca araştırılması gerekiyor.

Hint Uygarlığı

İndus ve Ganj nehrileri dolaylarında M.Ö 3000’li yıllarda ortaya çıkmış olan Hint uygarlığında din adamları aynı zamanda da hekimlik yapmaktaydı. Bu nedenle bu alana dair bilgileri de çeşitli dini eserlerde görmekteyiz. M.Ö 1500’lü yıllara tarihlenen Rig-Veda adlı eserde daha çok sihir ve büyü yöntemi varken M.Ö 700’lü yıllara tarihlenen Ayur-Veda adlı eserde bitkisel çözümler daha ağır basmaktadır.

Antik Çin

Antik Çin’de Yin-Yang dengesi her şeydir. Doğadaki tüm nesnelerin birbiriyle uyumu ve etkileşimi olduğu gibi aralarında da bir denge vardır. İşte insanlarda da Yin-Yang dengesi vardır ve bu dengenin bozulması da hastalıklara hatta ölüme neden olur. Öte yandan tabiatta 5 ana unsur vardır. Ateş, su, ağaç, toprak ve rüzgar… İnsan vücudunda da bunların her birine karşılık gelen sıvılar mevcuttur. Bu sıvılar bazı dönemlerde artıp azalabilir. Bunların artıp azalması ise nabız atışıyla kontrol edilmektedir. Bu dönemde Çinli hekimler 200 kadar nabız atışı tespit etmiştir. Eski Çinliler meydana getirdikleri yazılı eserlerde yüzlerce ilaç tarifi ve kullanım yöntemini de ayrıntılarıyla anlatmıştır.

Antik Yunan

Antik Yunan’da tıp 2 dönemde incelenir. İlki olan Mitolojik Dönem’de Sağlık Tanrısı Asklepion ismi ön plana çıkar ve onun adıyla tapınaklar kurulur. Asklepion tapınakları aynı zamanda hastanedir. Burada usta-çırak sistemiyle tıp ve eczacılık eğitimi verilir. İrili ufaklı pek çok Asklepion kurulmuştur. İkinci dönem olan Hipokrat Dönemi’nde ise hepimizin yakınen tanıdığı Hipokrat ön plandadır. Kendisi İstanköy’deki Asklepion’da yetişmiştir. Onun en büyük özelliği ise hastalığın tanrıların biz cezası olduğu ve tedavi için vücuda giren kötü ruhun kovulması gerektiği inancını yıkmasıdır.

İslam Uygarlığı

Pek çoğumuzun duyduğu isimlerden burada bahsedelim. Özellikle Orta Çağ’da İslam dünyasının çeşitli noktalarında yetişen İbn-i Sina, Biruni, Cabir bin Hayyan, İbn-i Baytar gibi isimler gerek eczacılık gerekse eczacılıkta kullanılacak araç-gereçler konusunda çok büyük eserler vermiştir ki bunlardan eczacılık için en önemlisi İbn-i Baytar’dır. Zira kaleme aldığı eserde 1400 kadar ilaçtan ve bunların yapılış safhasından bahsetmektedir. Osmanlı’da ise bu alanda en önemli isim Sabuncuoğlu Şerafeddin’dir. Kaleme aldığı Mücerrebname adlı eserde 60 yıldan fazla sürdürdüğü hekimlik görevindeki tecrübelerinin yanı sıra oldukça fazla sayıda ilacın yapılış ve kullanılış yöntemini de aktarmıştır.

Yazardan Son Not

Efendim geldik yazımızın sonuna… Ancak bu kat’i bir son değil. Farklı başlıklar altında diğer medeniyetlerdeki tıp gelişmelerinden de bahsedeceğim. Şimdilik eczacılığın kökenleri hakkında yeterince bilgi aktardığımı düşünüyorum. Bu arada burada aktardığım bilgilerin ekserisi Prof. Dr. Eriş ASİL’in Dünden Bugüne Eczacılık adlı makalesinde yer almaktadır. Hoşça kalın, sağlıkla kalın.

 

Hastalık Dosyası: Kanser Risk Etkenleri

Yorumlar

Cevap bırakın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Yükleniyor…

    0

    Yorumlar

    0 yorum

    ilginç bekarlık gelenekleri

    İlginç Bekarlık Gelenekleri

    donem-sonu-sinavlari-nasil-yapilacak

    Dönem Sonu Sınavları Nasıl Yapılacak