içinde

BayıldımBayıldım

Düşler Prensesi

düşler prensesi

Düşler prensesi var olan dünyadan kaçıp olmasını istediği şey’lerin dünyasına seyahat etmek için hayal kurmanın sırrını çözdü..

Hayaller; gerçekleşmesini dilediğimiz ama çoğu zaman askıda kalan ya da koşullar sebebiyle askıda bırakılmak zorunda kalınan simülasyonlar değil midir? Düşler prensesinin hayallerine birlikte tanıklık edelim o halde.

DÜŞLER PRENSESİ

İçine doğduğumuz hayattan ve bize sunduğu şartlardan olsa gerek, çoğu zaman bedenimizi dört duvar arasına kilitlenmiş ya da ruhumuzu kafeslere sıkıştırılmış gibi hissederiz.

Benim de; gün geceye çaldığında, varamayacağım yerlere aklımı salışım da bu yüzdendir…

Hem akıl, vücuttan daha hızlı.. Üstelik herhangi bir bedel ya da masrafa da gerek duymadan..

Kapatıyorum gözlerimi; Ya Güney Amerika’da  tropikal yağmur ormanlarında; bütün seslerden uzak ve bir başıma, yalnızlık denilen kuyunun en dibindeyim.. Ya da Hawaii eyaletinin başkenti Honolulu’da, tüm dünyadan gelen kalabalık insan topluluğuyla birlikte, eğlencenin içinde..

Günün aydınlığı odama süzüldükçe, kurduğum hayallerden çıkmamak için gözlerimi sıkı sıkıya kapattığıma şahit olurmuş annem. Odama ait bir kapı olsaydı kilitlemekte bulabilirdim çareyi belki.. Fakat oturduğumuz ev sadece  iki odadan ibaret. Küçük olduğu için, kapılar kullanım alanını daraltmasın diye takılmamış. Odalardan biri annemle babama ait, diğeri de gündüzleri ev ahalisi ya da ziyarete gelenlerin ağırlandığı geceleri ise bana ait olan oda.

Düşler Prensesi’ ne Öğütler Silsilesi

Beni ne zaman görse  annem..dizlerinin dibine oturtur, bir yandan saçlarımı okşar bir yandan da öğütler verirdi. Her annenin verdiği öğütleri sırası şaşmadan tekrarladıktan sonra konu hep hayallerime gelir ve bu konuda her defasında farklı bir öğüdü iliştirirdi kulaklarıma, küpe niyetine..

‘’Hayaller bilinçaltının sana sunduğu bir girdaptır. Ne kadar çok hayal kurarsan, o kadar çok içine çeker.’’

‘’Hayallerin sana, olmayacak olanı istediğin için ağlamayı öğretir..’’

‘’Hayat hayal kurmak için çok kısa. Neden yaşamayı denemiyorsun.’’  ‘Arkadaşlarınla saklambaç oynasan daha mutlu olabilirsin.’

Henüz 15 yaşındayım. Top da oynuyorum, saklambaç da.. Gülüyorum da, ağlıyorum da..

Günlük işlerimi aksatmıyorum, onlara karşı üzerime verdikleri sorumlulukları da yerine getiriyorum. Nedir bu kadar hayallerime müdahale edişleri?

Annem: ‘’Hayal dünyanda gördüklerini benden başkasına anlatma’’ diyerek her defasında sıkı sıkıya tembihliyordu. Korkuyordu mahalledeki çocukların insafsızca yapacağı eleştirilerden.. Dedemle olduğu gibi benimle de dalga geçerlermiş, O yine aklen daha olgun olduğundan gülüp geçiyormuş hakkında söylenilenlere ama ben kaldıramam diye endişeleniyormuş.

Düşler Prensesi ve Dedesi Arasındaki Benzerlik

Annemin gecelerime ve düşlerime  müdahale konusunda bu kadar ısrarcı olmasının nedeni, dedemmiş aslında.

Annemin anlattığına göre dedem denize aşıkmış ama bir o kadar da korkarmış. Denize yaklaşamadan da hayatı son bulmuş. Sokağımızın altından denizi izledikçe orada gibi hisseder, yaşar, daha sonra hayallerini gerçek gibi anlatırmış. Yan yatan feribotlar, kayalıklara çarpan gemiler, denizaltılar tarafından yanlışlıkla vurulan vapurlar soğuk sulara gömülür, dalgıçlarda saatlerce arama kurtarma çalışmaları yaparmış..

Vakti zamanında öyle nam salmış ki dedem hayalleriyle, küçükten büyüğe herkesin diline düşmüş.. Kimi zaman dalga geçilmiş, kimi zaman da muhabbetlerin başrolünü almış.. Tüm mahalleli hayal gücüne duyduğu saygıdan olsa gerek, o öldüğünde sokağı onun adıyla anar olmuş. ‘’Hayalci Hayati Sokağı’’

Okulum Hayalci Hayati Sokağına çıkan yokuşun hemen sağ tarafında kalıyor ve  ikili eğitim veriliyor.. Sabahları gidiyorum ben ve günümün kalan yarısında; bütün derslerimi tekrar ediyor, evi toparlıyor ve ardından da babamla birlikte şehrin sokaklarını temizlemeye çıkıyorum. Babam ‘temizlemek’ diyor yaptığı işe.. Çünkü sahipleri tarafından kullanılmayarak çöplerin yanına bırakılan malzemeler çok büyük ve sokaklar şöyle dursun bir de gözleri kirletiyor. Bizde onları bir araya topluyor, el arabasına yükleyip Azade çarşısında satıyorduk.

Şaman Öğretisi; Tanrı’nın Hediyesi

Babamla dışarı çıkmak beni mutlu ediyor. Bir yandan yol boyu babamın anlatmış olduğu hikayelerden düşlerime malzeme çıkartıyorum bir yandan da Tanrının benim için sakladığı hediyeyi bulmaya çalışıyorum. Öyle demişti; sokağımızda oturan, ben dahil mahalle eşrafının ayda bir yüzünü gördüğü, şaman olduğunu da giydiği koyun derisi ve bir çok renkli kumaştan yapılan cübbesinden çıkardığım yaşlı teyze; ‘’ Var olan her şey canlıdır. Tanrı senin için bir yere, bir hediye bıraktı. Onu bulman gerekir..’’

Çoğu zaman, bir de o eski diye atılan eşyalarla konuşurken buluyorum kendimi..

Ayağı kırık bir sehpa /Bir çivi yardım edebilirdi aslında /Doğduğu yerde kalmasına

İşte İnsanlar iki türlüler.. /Uğruna savaş verenler / Ve /Kolay vazgeçenler..

Düşler Prensesi’ nin Hediyesi

Çok az eşyaya sahip oldum ben. Az ile yetinmeyi değil sahip olduklarımın kıymetini bilmeyi öğretti ailem. Olmayan ya da annemin deyimiyle olmayacak olana da hayallerimde sahip oldum ve böylece öğrendim; eşyalar sahiplerinin yaşanmışlığına tanıklık ederlerdi. Kim bir eşyayı eline alsa, dokunabilmeliydi hatıralarına..

Bir akşam vakti dönerken, Azade çarşısının çıkışında bulunan bir oyuncakçının raflarına takılı kaldı gözlerim. Yanlarından ipler sarkan küçük bebekler, dükkânlarda hiç kullanılmayan en üst raflara kaldırılmış ve üzerleri toz tutmuştu. O kadar çok dikkatli bakmış olmalıyım ki, açıklamaya koyuldu babam;

-‘’Bunlar birer kukladır. Roman kadını, Japon kadını figürlüleri, Tayland kuklaları, palyaçolar ve pinokyolar vardır.. Dahası bir çok da çeşidi vardır. El-kol kuklası, çubuklu-ipli kuklalar, gölge oyunu kuklaları

Seneler evvel kuklacılar kullanırdı bütün bu oyuncakları. Panayırlarda görev alır; şehir şehir, köy köy gezerek dört direk ve bir kırmızı bez ile yaptıkları küçük sahnelerde piyesler sunar, kuklaları karşılıklı konuşturarak halkı ve çocukları eğlendirirlerdi. Fakat zaman içerisinde oyuncakların yerini teknolojinin getirdiği yenilikler alınca da, unutulmaya yüz tuttu.’’ Dedi.

-Zamanın birinde bir çok insanı güldüren kuklacılar da vazgeçmişti onlardan..

‘Babacığım alabilir miyiz peki?’ diye soracakken elimden tuttuğu gibi kapanmakta olan dükkanın içerisine doğru çekti beni.

-Hangisinden istersen ondan alabilirsin..  dedi.

Hiç satılmayan eşyalar arasında olduğundan sanıyorum fiyatları da çok uygundu fakat İki tane seçmiştim. Başlangıç için iki tane yeterliydi.

Böylece ben  bu kuklalar yardımıyla hem çocuklara kuklayı tanıtacak ve sevdirecek, dahası düşlerimi piyes konusu yaparak annemin de korkularının önüne geçecektim.  Hem dedem de olduğu gibi; anlattıklarıma dalga geçme maksadıyla değil, eğlenmek için güleceklerdi…

Şaman teyzenin söylediği hediyemi bulmuş olmanın sevinciyle;

İlk sahne; bugün saat 5’te.. ‘’Düşler Prensesi seyahatte..’’

                                                                     Arya KARAKAYA

Düşler prensesi hikayesinden sonra göz atmak isterseniz;

Absürd Hikayeler Serisi 1 – Necati

Yorumlar

Cevap bırakın

        Bir cevap yazın

        E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

        Yükleniyor…

        0

        Yorumlar

        0 yorum

        İkinci el araç

        İkinci El Araç Alım-Satımında Dikkat Edilecek Hususlar

        Ev temizliği

        Ev Temizliği İçin Tüyolar