SeyahatTarih

Çanakkale Destanı: Tarihin İzinde

Çanakkale Destanı tarihte benzerine rastlanılmayacak bir şahlanışın, bir mücadelenin ve bir zaferin bu topraklarda vücut bulmasıdır. Aradan on yıllar geçmiş olmasına rağmen gururu ebediyyen göğsümüzde bir madalya olarak kalacaktır. Bu vesile ile Çanakkale Deniz Zaferi’mizin 106. yıl dönümünü kutlarım. Başta dönemin başkumandanı olan Enver Paşa, Çanakkele Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, 57. Alay ile destanlaşan Mustafa Kemal ve Hüseyin Avni Beylere, boğaza mayın döşeyen Nusret Mayın gemisi komutanı Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey’e, Seyit Onbaşı’ya ve tüm şehit ve gazilerimize minnetimi, şükranlarımı sunuyorum. Vatan ve millet size minnettardır.

Çanakkale Destanı Yazısına Başlarken

Bu yazıyı nasıl yazacağımı, nasıl yazmam gerektiğini bilemedim. Takdir edersiniz ki tarih konularında son derece titiz olunmalı. Hele hele söz konusu olan Çanakkale Savaşı gibi bir mücadeleyse.Bu nedenle baştan ifade edeyim savaşın kronolojik serisi için daha sonra ciddi bir çalışma yapıp derin tarihi bilgiler vereceğim.

Çanakkale Destanı Yolunda

2012 senesi Mart ayında heyecanı hat safhada yaşıyorduk. Zira Çanakkale’ye bir gezi düzenlemeyi başarmıştık. Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğrenci Derneği olarak tek otobüslük bir gezi planlamıştık. O zamanlar ben ve can dostum Sinan henüz tarih bölümü 1. sınıf öğrencileriydik ve tarihi yerinde görüp inceleme fırsatı yakalamıştık. Mesafe uzak olsa da heyecanımızdan zerre kaybetmiyorduk. 16 Mart günü sabah 09.00 civarı hareket ettik. Marşlar, türküler, şakalaşmalar, dualar eşliğinde.

Gözlerimiz Dolu Dolu

Dile kolay. On binlerce şehit ve gazinin kanlarının düştüğü bir coğrafyaya hem de zaferi kutlamak için gidiyorduk. Allah biliyor ya, hayatta en çok istediğim şeylerden birisiydi orayı gidip görmek. Altıncı sınıftayken Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine adlı şiirini ezberlemiş, her fırsatta da haykırarak okumuştum. Otobüste dahi o ruhu yaşarcasına defalarca okudum. Çanakkale’ye yaklaştıkça içimizi bambaşka duygular kaplıyordu. Gözlerimiz dolup taşıyordu bazen.

Her Şey Düzen İçinde

Çanakkale’de bize rehberlik edecek genç birisi vardı. Her şeyi planlamış, nerede ne kadar duracağımızı belirlemişti. Onunla buluştuk. Yolda bize düzgün diksiyonuyla muharebeler hakkında bilgiler veriyor, zaman konusunda da uyarılar yapıyordu. Eceabat’ta kahvaltı yaptıktan sonra biraz serbest dolaştık. Etrafımıza bakarken hayret ediyor, toprağa basarken dikkatli olmaya çalışıyorduk.

Burada Güneş Başka Parlıyor Cevdet

Böyle söylemişti Sinan bana. Gökyüzüne bakıp “Burada güneş başka parlıyor Cevdet” demişti. Her şeyin manası değişiyordu sanki Çanakkale’de. Bağışlayın kıymetli okurlar, gezimizin sıralamasını hatırlayamıyorum fazla. Ancak Conkbayırı, Kilitbahir Kalesi’ni, 57. Alay Şehitliği’ni, Ezineli Yahya Çavuş Şehitliği’ni, Ertuğrul Koyu’nu, Seddülbahir Kalesi’ni (o zamanlar harap bir haldeydi şimdilerde tadilat yapılmış sanırım), Arıburnu’nu gezişimizi hatırlıyorum. Ve tabii o meşhur Çanakkale Anıtı’nı da hatırlıyorum. Burada ifade etmeliyim bazı noktalardaki şehitlikler sembolik. Büyük Anıt civarındaki şehitlik de sembolikler arasında. Ancak gerçek şehit kabirlerini de ziyaret ettik pek tabii.

Mevzilerde Gezdikçe…

Mehmet Akif’in o muhteşem dizeleri çınlıyordu beynimde:

“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor

Bir hilâl uğruna ya rab ne güneşler batıyor!”

Siperlerde dolaşırken gözümüzü diktiğimiz yerden seneler önce vatanın bağrına saplanmaya çalışan düşman askerlerini görüyorduk sanki. Durduğumuz yere kaç tane bomba düştü acaba? Şurada kaç şehit verdik kim bilir? Kim bilir kaç tebessüm soldu bu siperlerde? Kim bilir kaç yiğidin kanı düştü dokunduğum toprağa? Yalan yok aklımda bu sorular döndükçe kendimden ve yaşadığım çağdan bir kat daha utanıyordum. . Sanki Cevat Paşa hala mevzileri geziyor, Hüseyin Avni Bey askerlerini denetliyor, Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey sanki denizde Nusret Gemisi güvertesinde seyrediyordu, Yarbay Mustafa Kemal hala “ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum” diye haykırıyordu sanki. Gözümüzde canlandırmaya aklımızın kudreti yetmiyordu.

Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı

O türküyü az ya da çok biliyoruzdur. “Ana ben gidiyom düşmana karşı” diye devam eder hani. İşte o meşhur çarşıyı da gezme fırsatı bulduk. Küçücük bir kapalı çarşı görünümünde. Esnafla sohbet ediyor, mutluluğumuzu dile getiriyorduk. Bir yandan da hafifçe türküyü mırıldanıyorduk fırsat buldukça.

18 Mart Çanakkale Destanı

17 Mart günü sabahtan akşama kadar gezdik gezebildiğimiz kadar. Dualar, minnetler dilimizden eksik olmuyordu. Akşam olduğunda Çan ilçesindeki misafirhanede konakladık. Ertesi gün yine gezimize devam ettik. Tabii her ne kadar 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşlarının yıl dönümü olsa da kara muharebelerinin geçtiği yerleri de ziyaret etmeyi ihmal etmedik. Kanlısırt’ta ne denli bir cehennem atmosferinin olduğunu dinledikçe tüylerimiz diken diken oluyordu. 1500’den fazla şehidimizin ve 4000’den fazla gazimizin kanı düşmüştü buraya.Dahası mı? Savaşın en acı yüzünü siviller görmüştü. Hastaneler bombalanmış, silahı bırakın mermi bile olmayan Maydos kasabası adeta bir mezarlığa dönüştürülmüştü. Limon Von Sanders durumun dehşetini anılarında bizzat anlatıyordu.

Fener Alayı

18 Mart akşamı hepimizi daha büyük bir heyecan kaplamıştı. Binlerce kişinin katılacağı fener alayında biz de olacaktık. Kordonda binlerce belki de on binlerce insan toplanmıştı. Türkiye’nin her yerinden öğrenciler, sivil toplum kuruluşları, sivil vatandaşlar akın etmişti adeta. Yürüyüş başladıktan sonra gırtlaklarımız yırtılırcasına defalarca haykırdık: Çanakkele geçilmez! Caddeler inliyor, gökler inliyor, deniz inliyordu haykırışlarımızla. Çanakkele, on binlerce insanın taşıdığı Türk bayrağıyla adeta taş, toprağı ve deniziyle kocaman bir bayrak olmuştu. Biz yürüdükçe dalgalanıyordu sanki. En nihayetinde vatan dediğin Çanakkele gibi olurdu.

Çanakkale Destanı İçin Son Not

Sonraki yıllarda 2 kere daha gitmek nasip oldu Çanakkale’ye. Bu yazıda hislerimi anlatmak istedim daha çok. Sizler de eğer gittiyseniz lütfen deneyimlerinizi paylaşınız. Daha sonraki yazılarımda Çanakkale Savaşı’nı anlatacağım bir seriye başlayacağım için bu yazıyı bu formatta yazmak istedim. Gezimizin süresi kısıtlı olduğunda hem deniz hem kara savaşları için ufak tefek anılarımı aktardım. Bir kez daha tüm şehit ve gazilerimize rahmet diliyor, minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Çanakkale geçilmez!

 

18 Mart Çanakkale Zaferi

Malahay

KTÜ mezunu bir tarihçi, sosyal bilimlerin en fantastik savunucusu, Shallwe içerik üreticisi...

İlgili Makaleler

3 Yorum

  1. Okurken tüylerim diken diken oldu. Bu vatan uğruna kan döken bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu