SON DAKİKA
5 dakikada okuyabilirsiniz

Çağatay: Necati Serisi 10. Bölüm

cool
Çağatay: Necati Serisi 10. Bölüm

Çağatay kod adlı şahsı anlatarak üniversite maceralarımın 10. bölümünü sizlere sunacağım sevgili takipçilerimiz umarım beğenirsiniz. Ben şahsen beğendim. Çağatay da beğendi. Siz de beğenin.

Çağatay

Çağatay… Bilge, yakışıklı, güzel sesli, zeki, evimizin direği… Evimizin direği derken mecaz yapmıyorum gerçekten direk kadar boyu vardı zira şahsın kendisi 1.90 gibi bir rakıma sahip. Kendisi epey bir süre basketbol oynamış. Bir seferinde “kanka sülalede genetik mi bu boyutlar” diye sordum “kanka ben 5 yaşıma kadar süt emmişim” dedi. “E oğlum basketbolun da etkisi vardır herhalde” dedim “he o da var” dedi. Çağatay da ayrı bir tuhaftı.

Görmüş Geçirmiş

Çağatay, aslen Ardahanlı olup ailecek Ankara’da yaşıyorlar. Babası emekli astsubay ve çok hoş sohbet bir adam. Çağatay da zamanında her haltı yiyip tövbe edenlerden. Hani ayıp olmasın diye bir de daha kısa olduğu için “görmüş geçirmiş” diyoruz. Hayat tecrübesi fazla. O yüzden evdeki “alfa kurt” rolünü o üstleniyordu. Kurt benzetmesi de mecaz değil aslında çünkü arkadaşımız birazcık kıllıydı. Yüzünün yüzde yetmişi sakaldan oluşuyordu. Kolları, göğsü falan hep aynıydı. Hatta bir zaman göğsünde battaniye taşıdığını düşündük ama kendisine söylemedik. Döverdi çünkü.

Tanışma-Taşınma

Ben 3. Sınıftayken Rizeli Mustafa’nın evden taşınmasıyla açılan boşluğa “löp” diye oturdu Çağatay. Zaten o zamana kadar da evimize gidip gelirdi. Kendisi de evi dağıttığından boşa çıkmıştı. Böylece misafir olarak geldiği evde ev sahibi olmuştu. Aslında onun taşınmasına içten içe sevinmiştim ama şımarmasın diye ona belli etmedim. Ağır başlı olmakta fayda var.

Boyun Ağrısı

Zamanla samimiyetimiz ilerledi Çağatay’la. Çok takılırdım ona. “85 yaşına gelmişsin hala okuyorsun” gibi cümlelerle takılırdım. O da kendine has şivesiyle “ne diyon la bacaksız” derdi. Severdik birbirimizi. Zaman ilerledikçe samimiyetimiz de ilerledi ve el kol şakalarına başladık. Bir sefer sofradayken omzuna bir iki yumruk attım. O da karşılık verme harekâtında bulundu. Derken yemeği falan bıraktık boğuşmaya başladık. Tahmin edebileceğiniz gibi Çağatay beni boğdu. Bakın bu sözüm kurgu veya abartı değil. O gün bu gündür boynum ağrıyor. Doktor mr çekinmen lazım dedi.

Dertli Dev

Minik yavrumuz aslında dertliydi. Bizle yaşıt Ezgi adında kız kardeşi vardı ve ağabeyinin aksine gayet başarılıydı hayat serüveninde. Her sene kız kardeşi babasına farklı güzel haberler verirdi. Garibim Çağatay’ın verdiği haber hep aynıydı. Bir sene Ezgi babasını arar “baba mezun oldum” der Çağatay ise “Baba okulu uzattım…” Diğer bir sene Ezgi “Baba çok güzel bir iş buldum” diye arar Çağatay ise “Baba okul yine uzadı” diye… Ama Allah var son uzatışı sistemsel bir hata yüzünden oldu.

Yer Bilimleri Kantini

Arkadaş çevremin büyük çoğunluğu jeoloji mühendisliğinden olduğu için kantinlerine çok sık giderdim. Bir seferinde Çağatay beni arkadaşlarıyla tanıştırırken “Bu da Necati kendisi 93 doğumlu bir bebe…” dedi. O an gurur yaptım ve “oğlum ben normal yaşımda üniversite okuyorum sen anormal duruyorsun burada” dedim. O an kantin buz kesti. Çünkü kantindeki yaş ortalaması 27’ydi ve hemen hepsi Çağatay’la aynı kaderi paylaşıyordu. Hocayla aynı yaşta olan bile vardı. Hani kovboy filmlerinde bara bir yabancı girer de herkes ona ters ters bakar ya. Aynen o atmosfer oluşmuştu bir anda. Adamlar derste inceledikleri fosillerle aynı durumdaydılar neredeyse.

Fotojeoloji

Bir keresinde “fotojeoloji” adında bir derse soktu beni Çago. Hocanın haberi yoktu “kanka yakalarsa biterim” dedi. Bir çeşit gözlükle bize dağıttıkları kuş bakışı arazi fotoğrafını inceleyip bir kağıda gördüklerimizi çizecektik. Herkes gibi ben de incelemeye başladım. Daha sonra çizime ve boyamaya geçtik. Yakalanma korkusuyla jeoloji öğrencisi gibi davranmaya çalışıyordum. Kendimi nasıl kaptırdıysam bir ara yanlış çiziyorum sanıp tribe girdim. Allah’tan herkes yanlış çizmişti de içim rahatlamıştı. Benimle ilgisi bile olmayan bir dersten kalabilirdim ya değilse.

Evin “Büyüğü”

Çağatay, her anlamda evimizin büyüğüydü. Yaş, yakışıklılık, olgunluk, boy… O nedenle aldığı kararlara güvenirdik. Ama bazen kendisini kaptırırdı. Market alış verişi yaparken bir sefer emektar baba edasıyla “ne isterseniz alın yavrularım” dedi. Bilal de Japoncayı andıran şivesiyle “endaa bunun gafa getmiş” dedi. Marketteki dayının tuhaf bakışları arasında alış veriş yapıp çıktık.

Öğretmen

Her şey bir yana, beni en iyi anlayan kişiydi. Sıkıntılı olduğum zaman neye ihtiyacım olduğunu bilir, nokta atışı cümleler kullanırdı. Bunun en iyi örneği için serinin 2. Hikayesini okumalısınız. Bir de çok iyi bağlama çalardı. Bana hem teknik hem de türkü anlamında çok şey öğretti. O bilmezdi ama ben ona içimden “öğretmenim” derdim. Teşekkürler göğsünde battaniye taşıyan adam.

 

İstismar Dosyası: Çocuk İstismarı

 

Yorumlar

2
Kimler Neler Demiş?

Yorum yapmak için Giriş yapınız.
2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
NlnOryseher35arslan Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
seher35arslan
Üye
seher35arslan

Yine çok güldüm yaaavvv :))

NlnOry
Üye

Bu güzel yazı için teşekkürler dostum

SİZİN İÇİN ÖNERİLİYOR

18 Mayıs 2018, 15:12

Cinsiyetçilik; Değişmeyen Kalıplar

Cinsiyetçilik; geçmişten bugünümüze kadar gelen, ataerkil bir toplum anlayışında her zaman baş göstermiş. Konum ve şartlara göre baş gösteren kimlik sorunlarını, kişilik arayışları ve erkek hegomanyası altında ezilmişlik günümüzde de devam eden sorunlardan biri. Cinsiyetçilik yapma! Önce sen; cinsiyetin ne olursa olsun önce sen. Geçmişten günümüze kadar cinsiyet ayrımı ile ilgili...

Devamını Görüntüle